Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

28 Kasım 2010

Suyun Bilinmeyen Gücü


 Sözün Özü:Su Bilgiyi Alır ve Aldığı Bilgiye Göre Niteliğini Değiştirir. İnsanların Bilinci de Suyu Değiştirir.

Burada bahsettiğim konu Masaru Emoto’nun ‘’Suyun Bilinmeyen Gücü’’ kitabından derlenmiştir. Geniş açıklamaları ve metinde bahsedilen bir çok deneyin resimlerini bu kitapta bulabilirsiniz.Son paragrafta ise kısa bir yorumum yer almaktadır.

Japon araştırmacı Masaru Emoto bir kap içine koyduğu su örneklerini –25 0C donduruyor. -50C deki bir odada mikroskop altında suyun çözülmesini gözlemliyor. Çözülmeye başlayan su -50C ye geldiğinde , donmuş suyun yüzeyinde çok kısa bir süre için bir kristal meydana geliyor ve tam bu anda bu kristalin resmini çekiyor.

Değişik yerlerden aldığı su örneklerini bu yöntemle incelediğinde temiz suların kristal yapısının çok düzgün ve hoş bir görüntü verdiğini, kirli suların ise kristal yapılarının çok kötü olduğunu tespit ediyor.

Araştırmalarını daha da ilerletiyor ve aynı suyu farklı iki cam şişeye koyuyor ve birinin üzerine “teşekkür ederim” diğerine ise “sen aptalsın” yazan bir etiket yapıştırıyor. Teşekkür ederim yazılı şişedeki su güzel altıgen kristaller oluştururken “sen aptalsın” yazılı şişedeki su da ancak kristal parçacıkları oluştuğunu görüyor. Böylece suyun verilen bilgiyi aldığı ve aldığı bilgiye göre niteliğini değiştirdiğini tespit ediyor.

Buradan yola çıkarak suya çeşitli bilgiler vermeye, onu dondurmaya ve kristallerini fotoğraflamaya başlıyor ve ilgi çekici sonuçlar elde ediyor. Suyun olumlu sözcüklere güzel kristal oluşturarak tepki verdiğini, sanki keyifli halini ifade etmek istercesine kristallerin bir çiçek gibi açıldığını, tersine olumsuz sözcükler gösterildiğinde kristal oluşmadığı gözlemliyor.

Örneğin suya mutluluk sözcüğü gösterildiğinde güzelce kesilmiş elmaslar gibi dengeli biçimleri olan kristaller oluşturuyor. Mutsuzluk sözcüğü ise bozuk ve dengesiz kristaller oluşturuyor. Aynı suya “aferin”, “çok kötü”, “hoşlanmak”, “hoşlanmamak”, “güçlü”, “güçsüz”, “melek”, “şeytan”, “barış”, “savaş” karşıt sözcük çiftleri gösteriyor ve su ancak kendisine olumlu sözcükler gösterildiğinde kristaller oluşturuyor.

Suya teşekkür ederim sözcüğünü hangi lisanda gösterirse göstersin benzer kristal yapıyla karşıyor. Buradan da sözcüğün değil onun taşıdığı olumlu yada olumsuz bilginin su üzerinde etkili olduğu sonucuna varıyor.

Suya sevgi ve minnettarlık sözcüğü gösterildiğinde o güne kadar elde edilen en güzel su kristali resmini elde ediyor.

Yapılan araştırmalar sonucunda suyun aldığı bilgiyi yansıtacak şekilde iyileştiği yada kötüleştiğini açığa çıkarıyor.

Emoto suyu çeşitli müzik parçalarına da maruz bırakarak oluşturduğu kristal yapıları da inceliyor ve güzel müziğin, güzel kristal yapılar sergilediğini görüyor.

Bu çalışmalar Emoto’ yu %70 i su olan insanların da aldığı bilgiden etkilendiği fikrine götürüyor. İnsanın özünün su olduğu düşünülürse, suyun niteliği kendisine verilen bilgiye bağlı olarak iyileştiğine yada kötüleştiğine göre, başlıca sudan oluşan biz insanlar içinde bunun doğal sonucu iyi bilgi almak olacaktır. Bu aldığımız bilgiyle bedenimiz daha sağlıklı hale gelebilecektir. Tersine olumsuz bilgi alındığında hasta olabiliriz

Emoto suyun Hado denen bir enerji biçimine karşı duyarlı olduğunu, suyun niteliğini ve su kristallerinin oluşma biçimini etkileyenin de bu enerji biçimi olduğunu söylemektedir.

Emoto aslında Hado terimiyle varolan her şeyin sahip olduğu titreşim enerjisi ni kastetmektedir

Hado tıbbının temel ilkeleri titreşim ve rezonans üzerine kurulmuştur. Bedenin çeşitli bölümlerindeki hücresel titreşimler değişik nedenler yüzünden bozulduğunda beden bir rahatsızlık yaşayabilmektedir.

Böyle bir durum meydana geldiğinde rezonans yapması için bozulmuş hücreye bir dışsal titreşim verilebilir, böylece hücrenin kendine özgü titreşimi yeniden sağlanmış olur. Kısaca Emoto Hado tıbbını böyle açıklamaktadır.

Emoto, Hado tıbbını alternatif olarak kullanarak klasik tıbbi yöntemlerle tedavi edilemeyen hastaları tedavi etmeyi başarmıştır.

Tüm bu çalışmaları yorumladığımızda %70 i sudan oluşan insanın çevresinden gelen bilgilerden kesin olarak etkilendiğini söyleyebiliriz. .Aynı düşünce bitki ve hayvanlar içinde geçerlidir.

Çevremize yaydığımız pozitif yada negatif enerji hem kendimizi hem de çevremizi etkiler. Negatif enerji yayan bir kişi etrafından yansıyacak negatif enerji ile sonuçta kendisi mutsuz olur. Eğer çok negatif elektrik yüklü bir kişi iseniz geri yansıyan bu negatif enerji sizi sarsmayabilir. Ancak geri yansıyan bu negatif enerji, negatif enerjilere daha az muafiyet taşıyan yakınlarınızı sarsabilir. Sizde dolaylı olarak onların üzüntüleri ile üzülürsünüz.

İnsan mutluluğu da mutsuzluğu da kendi yaratır. Negatif enerjinin yansıması, insanın negatif düşüncelerinin etrafından kendisine yansımasından başka bir şey değildir. İnsan kendi kazdığı kuyuya kendi ters duyguları ile düşer.

Kaynak: Dr.Erdener ILDIZ

20 Kasım 2010

Bir kadın para biriktirmeyi nasıl öğrenir?



Kaynak : Hakan Turgut Parasal Zeka

19 Kasım 2010

Steve Jobs Stanford Üniversitesi Mezuniyet Konuşması

Merhaba demenin gücü !

Robin Wiliiams'ın gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkılarak yapılmış filmi Patch Adams'tan eğlenceli bir bölüm.Bu müthiş filmi de izlemenizi öneriyorum.


Kaynak : kendinigelistir

Hayata EVET!

Jim Carrey'nin en eğlenceli filmlerinden biri olan Yes Man (Bay Evet) filminden alınmış kısa bir bölüm.
Eğer hayatımızda bize teklif edilen her şeye evet deseydik neler olurdu sorusunun cevabını merak ediyorsanız bu filmi mutlaka izlemenizi öneriyorum.



Kaynak : kendinigelistir

Güneş Tutulması

Albay, binbaşıya :
-Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi verecegim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün.
Binbaşı, yüzbaşıya :
-Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır.
Yüzbaşı, teğmene :
-Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa :
-Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kiyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir.
Basçavuş, askere :
-Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim techizat ile hazır olun.
Askerler kendi aralarında :
-Yarın sabah bizim basçavus Albayı tutuklayacakmış.

Fred'in son notu

Yaşlı Fred efendi hastaneye kaldırılmış. Aile dindar; papazı da kendilerine
eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için yanlarında götürmüşler.
Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından doğrularak el kol işaretleri ile bir şeyler anlatmaya çalışmış.
Papaz bakmış ki adam konuşamıyor bir kâğıt-kalem uzatmış gayet anlayışlı bir şekilde.
Fred titreyen elleriyle hızlı hızlı bir şeyler yazıp kâğıdı papaza uzatmış ve âniden ölmüş.
Papaz böyle acılı bir anda yazılanları okumanın doğru olmayacağını düşünerek kâğıdı cebine sokmuş.
Fred'in cenazesi sırasında kâğıdı hatırlamış. Gömüldükten sonra Aziz Peder ileri çıkarak "Sevgili Fred
ölmeden hemen önce benden kağıt-kalem istemiş ve bir şeyler yazmıştı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakamadım.
Şimdi hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum" demiş ve cebinden kâğıdı çıkararak yüksek sesle okumuş:
- Lütfen bir adım yana çekil oksijen hortumuma basıyorsun.

Zengin olmanın yolu

Bay Parasal Zeka, zenginliğimi artırmak istiyorum.
Ama bunun için basit bir formül istiyorum. Böyle günlük yaşamdan bir şey, kolay erişebileceğimiz bardak gibi basit ve erişilebilir bir formül… Bana yardımcı olabilir misiniz?
Elbette. Mükemmel bir seçim yaptınız. Bardak, kişisel zenginliğinizi artırmak için harika bir örnek.

Gerçekten mi?
Bakın anlatayım. İnsanlar, çalışarak bir bardak su kazanırlar. Sonra da kazandıkları bu suyu içerler. Özellikle sabit gelirli insanların durumu buna iyi bir örnektir. Az ya da çok ayın sonunda bir bardak su geçer ellerine. Kimininki büyük, kimininki küçük. Bununla birlikte yaygın olarak, toplumun çoğunluğu bir ay çalışarak kazandığı suyu daha ay bitmeden içme eğilimindedir. Bir kısmı aşırıya kaçar ve kazandığı suyu yudum yudum içmek yerine bir kerede içer. Ancak yudum yudum da içseniz, bir kerede de içseniz problem değişmez

Nasıl yani?
Aslında su içmeyle ilgili sorunlar ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi suyu sadece içerek tüketmektir. Dışarıda bir yemek yerseniz, zenginliğiniz azalır. Su bardağınızdaki sudan içerseniz suyunuz azalır. Buna gider denir; ama bundan daha beter bir sorun da vardır. Suyu borçlanmak. Bazen ihtiyacınız olmadığı halde çok su içer ve içtiğiniz suyu borçlanırsınız. Geleceğe vadelendirilmiş kredi kartı borçları ya da her türlü taksit buna benzer. Bu iki davranış da çok doğru değildir.

Ne yapmalı peki?
Giderleri azaltmalı, borçları ortadan kaldırmalı. Ayrıca kazandığın suyun bir kısmını mutlaka tasarruf etmek gerekir. Tasarrufun kuralı en az %10’dur. Her ay kazanılan bir bardak suyu, bir bidonda ya da uygun bir depoda biriktirmek gerekir.

Neden peki?
Birçok nedeni var: Hayallerine ulaşmak, hastalık ya da kaza halinde giderlerini karşılayabilmek ve fırsat alımları yapabilmek için. Eğer birikmiş suyun çok olursa, suya sıkışmış olan birinden çok değerli bir şeylerini daha ekonomik alabilirsin.

Hayallere ulaşmak ne demek peki?
Bu bir ev, spor bir araba ya da çocuğunu özel üniversiteye göndermek gibi çok değişik şeyler olabilir. Zamanında kazandığı sudan tasarruf etmeyen insanlar, günlük susuzluklarını gidermede lüks davranabilirler, ama hiçbir zaman hayallerine ulaşamazlar. Üstelik çok daha önemli bir şeyi de atlarlar.

Nedir o atladıkları?
Suyu kazanmaktan daha önemli olan, birden fazla bardağı farklı çeşmelerin altına koymaktır. Buna yatırım yapmak diyoruz. Yatırım, biz bireysel olarak çalışsak da çalışmasak da bardağımıza su dolduran şeydir. Eğer kişi, birkaç değişik çeşmenin altına çeşme sayısınca bardak koyabilirse daha çok kazanır. Gerçek yaşamda yatırım borsadan hisse almak, bir şirkete ortak olmak, ev alıp kiralamak, bir kitap yazıp telif geliri elde etmek gibi şeylerdir. Lüks bir şey almak için insanlar çalışarak kazandıkları suyu değil, yatırım getirisi olarak elde ettikleri suyu kullanmalıdır. Zengin insanlar hep böyle yapmışlardır.

Nasıl? Kısa bir özet daha verir misin?
Çalışma yoluyla ancak birkaç bardak su sahibi olabilirsiniz. Bir göl elde edemezsiniz. Göl elde etmek için çalışarak kazandığınız paranın bir kısmını yatırıma ayırmak yani yeni bardak alıp bu bardakları başka çeşmelerin altına koymak gerekir. İyice özetlersek; tek defa yapılan giderleri azalt; mümkünse hiç borç yaratma, özellikle taksitle ya da kredi kartıyla geleceğe borçlanma. Bunun yerine kazancının önce %10’u tasarrufa, %20’sini de yatırımlara ayır. Ondan geri kalanı aylık giderlere ayır. Lüksleri yatırım gelirleri ile satın alırsa toplam varlığın hiç azalmaz.

Yazan: Melih Arat

Bir profesörün talebelerine verdiği son ders...

Bu kainatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve içinde yer yüzünü create etmiş, güneşi bir power supply, ayı bir system clock yapmış. O power supply' dır ki kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.  
Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüz binlerce yıldan fazladır, error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor.
Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA'nın bir program olduğu apaçıktır, ve bir program programcısız olamaz demek ki, senin programcılığın o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir. 

Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve madem ki sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder, kullanır fakat upgrade edemezsin, o halde öyle büyük bir network uzmanı Zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.
 

Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial version'dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve sistem yöneticisi olan Zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu kazanmak için çalış.
Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor. Bu loglar her şeye gücü yeten o sistem yöneticisi tarafından open edilip check edilecektir.

18 Kasım 2010

Günün fıkrası

Bir doktor, bir avukat ve bir matematikçi bir metres ya da bir eş edinmenin iyi ve kötü yanlarını tartışıyorlardı.
Avukat der ki:
—Kesinlikle metres daha iyidir. Eğer bir karınız varsa ve boşanmak isterse, bir sürü yasal problem çıkar.
Doktor der:
— Bir karınızın olması daha iyidir çünkü eş bir tür güven duygusu verir ve stress düzeyinizi düşürür, bu da sağlığınız için yararlıdır.'
Matematikçi der;
— İkiniz de yanılıyorsunuz. Hem metresiniz hem de karınız olmalı ki karınız metresinizle ve metresiniz karınızla olduğunuzu düşündüğünde siz rahat rahat matematik çalışıyor olabilesiniz.

Eleman aranıyor...

Bir işyeri eleman aramaktadır.Binanın giriş katındaki ofisin pencerelerine bir ilan asarlar.,’Eleman aranıyor / Daktilo yazabilen ve bilgisayar kullanabilen.Ve ana dilinin dışında bir dil daha bilen eleman arıyoruz.Başvurmak için çekinmeyin.Müessesemizde herkes için fırsat eşitliği vardır.’
 

İlanı gören bir köpek dışarı çıkmakta olan biri kollayıp şirketin açılan kapısından içeri girer.Danışmadaki görevli bayan tam köpeği dışarı çıkarmak için yerinden kalkarken, köpek ilanın altına girip kafasını sallayarak “Ben bunu istiyorum” anlamında hafif bir ses çıkarır.Köpeğin işe başvurmak istediğini anlayan görevli şaşkınlığının geçmesinden sonra köpeği insan kaynakları yöneticisinin odasına götürür.Köpek içeri girer ve müdür odasındaki misafir sandalyesine sıçrayarak oturur.Müdüre işe başvurmak için geldiğini anlatmak istercesine camdaki iş ilanını kafasıyla işaret eder.Müdür şaşkınlıktan neredeyse dilini yutacaktır.
Sempatik bir ses tonuyla “Harika görünüyorsunuz ama sizi işe alamayız.Bize daktilo kullanabilen bir eleman gerekli” der.
Köpek sandalyeden atlayarak oradaki masada duran bir daktilonun başına geçer ve dört dörtlük bir iş başvuru dilekçesi yazarak müdüre getirir.Müdür şaşırır.Ama kendini toparlayarak ikinci bahanesini söyler :
Evet ama biz aynı zamanda iyi bilgisayar kullanabilen birini istiyoruz.”
Köpek kalkar.Yine masanın üzerinde duran bilgisayarı açıp internete bağlanır.Rakip şirketin veri bankasına girer.Çok gizli Excel dosyalarını bilgisayara indirip çıktı alır.Sonra tekrar yerine oturur.Müdür bir köpeğin bunları yapabilmesine hayretler içindedir.Bu sefer “Evet görüyorum ki siz çok akıllı ve yetenekli birisiniz.Ne var ki köpeksiniz
”Köpek tekrar aşağıya zıplar ve iş ilanının altına giderek ön patisiyle, “Başvurmaktan çekinmeyin.Müessesemizde herkes için fırsat eşitliği vardır.” İbaresini gösterir.Müdür son kozunu oynar ve der ki
”Evet ama ilan, başvuran elemanın ana dilinin yanında bir dil daha bilmesi gerektiğini söylüyor.” Köpek müdüre sakin bir şekilde döner:

“Miyavvv…”

Wilson Çivileri


Adamın birinin bir çivi fabrikası vardır ve reklam yaptırmak istiyordur. Pazarlamacı bir arkadaşı ile konuşurken arkadaşı "Wilson Çivileri" diye bir reklam ayarlayabileceğini söyler.

"Bana bir hafta ver." der arkadaşı. "Sana bir kasetle döneceğim." Bir hafta sonra pazarlama uzmanı Wilson'u görmeye gelir. Kaseti videoya koyar ve çalıştırır. " Romalı bir asker, İsa'yı çarmıha çivilemekle meşgul, yüzünü kameraya çevirir ve "Wilson Çivileri kullanın, onlar her şeyi taşırlar!" der. Wilson çılgına döner ve bağırır "Senin problemin ne? Bunu asla TV'de göstermezler, sana ikinci bir şans veriyorum, ama kesinlikle Romalılar'ın İsa'yı çarmıha germesi gibi şeyler istemiyorum." "İkinci hafta pazarlamacı elinde başka bir kasetle gelir. Yine kaseti videoya koyar ve çalıştırır. Bu sefer kamera, Roma'nın dışından merkeze doğru yakınlaşır ve çarmıha gerili İsa'nın önünde durur. Romalı bir asker yukarı bakar ve "Wilson Çivileri... Her şeyi taşır!" der. "Wilson kendini tutar bu sefer. "Sen, beni anlamıyorsun, çarmıhta bir İsa istemiyorum. Sana son şans veriyorum ve bir hafta içinde yayınlanabilecek bir reklamla gelmeni istiyorum." der. Bir hafta daha geçer. " "Wilson sabırsızca beklemektedir. Pazarlama uzmanı yeni kasetiyle gelir. Saçları uzamış, çıplak bir adam nefes nefese koşmaktadır. Bir düzine Romalı asker de peşinden kovalamaktadır. Tepenin başına gelirler ve askerlerden biri kameraya döner: "Keşke Wilson Çivileri kullansaydık!"

Parkinson Kanunu

Devlet bomboş bir araziye geceleri göz kulak olmasi için 500 lira maaşla bir bekçi almaya karar verir.
bir süre sonra düşünürler ve 'talimatlar olmadan bekçi isini nasil yapar?' diye bir planlama ekibi kurulur.
planlama ve talimatlar icin 750 lira maaşla 2 kişi alırlar.
...bir süre sonra planlama ekibinin işleri düzgün yapıp yapmadıklarını nasıl bileceğiz diye düsünerek 1000 lira maaşla 2 denetmen alırlar.
bir sure sonra maaşlari, sigortalari vs... nasıl hesaplanıp ödenecek diye tartışırlar. 1500 lira maaşla bir muhasebeci, bir yazıcı bir de istatistikçi alınır.
bir süre sonra tüm bunlardan kim mesul olacak diye düşünürler ve 5000 lira maaşla bir müdür, 3500 lira maaşla da 2 müdür yardımcısı alınır.
bir süre sonra ülkede kriz yaşanır ve bütçe açiklarını kapatabilmek icin bekçi işten atılır.

17 Kasım 2010

Sıradışı Nikah Memuru

16 Kasım 2010

Ofis Kuralları


 KIYAFET

Bundan böyle herkesin aldığı maaşa göre giyinmesi önemle rica olunur...

Ofise Prada ayakkabılar ve Gucci çantalarla geliyorsanız, maddi durumunuzun yeterince iyi olduğu görüldüğü için maaşınıza zam yapılmayacaktır.

Sıradan ve ucuz yerlerden giyiniyorsanız elinizdeki parayı yeterince iyi idare edebildiğiniz görüldüğü için maaşınıza zam yapılmayacaktır.

Bazen marka bazen sıradan yerlerden giyiniyorsanız, herhangi bir sorununuz olmadığı görüldüğü için maaşınıza zam yapılmayacaktır.

HASTALIK DURUMLARI

Herhangi bir hastalığınız durumunda doktor raporu artık kanıt olarak kabul görmeyecektir.
Doktora kadar gidebilen, işine de gidebilir.

İZİN GÜNLERİ

Her Çalışanın senede 104 izin günü vardır. Bunlara Cumartesi ve Pazar denir.

WC KULLANIMI

İşgününün büyük kısmının tuvaletlerde harcandığı tespit edildiğinden, bundan böyle tuvalet kabinlerinde kalma süresi 3 dakikayla sınırlanmıştır.. 3 dakika bittiği anda alarm çalacak, tuvalet kağıdı otomatikman içeri toplanacak, kabin kapisi açılacak ve yukarıdan otomatik bir fotoğraf makinesi inerek resminizi çekecektir.

Bu durumun üstüste iki kez başınıza gelmesi durumunda resminiz şirketin kara listesinde yayınlanacak, resimde sırıttığı tespit edilenler yönetmeliğin
"akli dengesizlik durumu" maddesi kapsamında değerlendirilecektir.

ÖĞLE TATİLLERİ

Zayıf personelin öğle tatili suresi 30 dakikadır.

Normal kilodaki personelin öğle tatili süresi, dengeli beslenip formlarını korumalarına yetecek şekilde 15 dakikadır.

Kilolu personelin öğle tatili süresi 5 dakikadir, bu da zaten bir kutu Diet Cola içmek için gayet yeterlidir.

İlginize çok teşekkür ederiz

Müdüriyet. 


Bu  güzel yazıdan haberdar olmamı sağlayan Şeyma'ya teşekkür ediyor, başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.

Parayla saadet olur mu ?


Fuat adındaki bu kardeşimizi hayatının aşkını bulmak için kullandığı sıra dışı yöntemden dolayı kutluyorum.
Adını ve numarasını paranın 6 farklı yerine simetrik bir şekilde yazması işini sağlama almayı seven garantici biri olduğunu gösteriyor :)

Bayramlık Resimler



Yarım kilo yeşil mercimek nelere kadirmiş de haberimiz yokmuş :)


15 Kasım 2010

Kurban Bayramı

Herkesin bayramını en içten dileklerimle kutlar, şeker tadında bir bayram geçirmenizi dilerim.

7 Kasım 2010

Panda USB Vaccine

Panda USB Vaccine, Panda Security Research ekibi tarafından hazırlanan ve Windows otomatik çalıştırma (autorun) özelliği yüzünden bilgisayarınıza autorun.inf virüsü gibi virüslerin bulaşmasını engelleyen ücretsiz bir yazılım.
Panda USB Vaccine, açıldığında size Computer Vaccination ve/veya USB Drive Vaccination şeklinde iki seçenek sunuyor. Bu aşılama (vaccination) işlemini bilgisayarınıza uygularsanız, bilgisayarınızın autorun özelliğini kapatmış oluyorsunuz.
Bir USB sürücüyü seçerek uygularsanız, sürücünün otomatik çalıştırılması engellenmiş oluyor. Program sadece FAT & FAT32 USB sürücülerini destekliyor.

6 Kasım 2010

Eşref Armağan Volvo S60 Lansmanı

Eşref Armağan, çok özel bir Türk ressamdır. Eserleri hem Türkiye çapında, hem de yurt dısında çeşitli sergilerde yer almıştır.

Geçmişte İtalya'dan bir süre önce de Şangay Büyükşehir Belediye Başkan'dan davetler almıştır. Birçok kereler hem Türk televizyon kannallarında hem de CNN ve BBC gibi kanallarda adından söz edilmiş olmasına rağmen değerli sanatçı ve ressamlarının bulunduğu kitapta Eşref Armağan'ın adı geçmemektedir.

Eşref doğuştan görmez olan bir ressamdır. Hiç bir zaman gün batımını, baharda yeşeren, çiçek açan doğayı, renklerini göremedi. Tuttuğunu koparan, mücadeleci kişiliği ona, duygularını dile getirbilmek için ses, bir anlamda da görmek için göz kazandırmıştır.

Görmeden bu kadar mükemmel eserler ortaya çıkaran bır dehanın eserleri karşısında büyülenmemek elde değil. Eşref Armağan'ın biyografisi çok acıklı;

Bundan 52 yıl önce İstanbul'da, Fatih'nin çok mütevazı mahallelerinden birinde, dünyaya gelir. Eşref, ne çocukken ne de yetişkin çağda hiçbir öğrenim görmedi. Kendi kendine yazmayı öğrendi. Eşref, bütün gün babasının dükkanında baca boruları keserek babasına yardım ederdi, boş zamanını da resim çizerek geçirirdi. 6 yaşındayken kalem ile kağıt üzerine çizmeyi, 18 yaşında ise önce parmakları ile kağıt üzerine, sonra da kartona yağlı boya ile resim yapmaya başladı. Yağlı boyadan akrilik boyaya ve tuale geçti. Elleri artık onun gözleri olmuştu. Görmemesine rağmen çizdiklerinin bu denli gerçeği yansıtması, resim yapmanın onda bir tutkuya dönüşmesini sağladı.

Bütün dahilerde olduğu gibi Eşref'teki bu zeka da olağanüstü birşey. Ğitim görmemiş olması ona, kendisi gibi ihtiyacı olan, bir şeyler yapma arzusunda olan birçok kişiye bu işin sırrını ya da kendi kendine öğrenme metodlarını aktarabilme imkanı vermiyor.

1994 senesinde senesinde Joan Eröncel isimli 30 sene evvel Türkiye'de evlenmiş Amerikalı bir hanım ile tanışır. Joan, onun eserlerinin mükemmelliği karşısında hayran olur ve ona yardım etmeye karar verir. Hatta onun adına bir internet sitesi açar (www.armagan.com) Şu an yenilenmiş bir sitesi daha bulunmaktadır (www.esrefarmagan.com). 



Nick Juvicic

Tetra-amelia adlı bir sorun nedeniyla dünyaya böyle gelen Nick Vujicic, büyük zorluklar yaşadı. Okulda alay konusu oldu. Öyle ki, henüz 8 yaşındayken intiharı denedi. Ama 12 yaşında, dünyayı daha iyi anlamaya başladıkça, aslında herkesin bir sorunu olduğunu kavradı. Dahası üniversite bitirdi ve iyi bir finans planlama uzmanı oldu.

Henüz çocuk yaşta, başkaları için umut olabileceğini anlayan Nick Vujicic, "Hayatın her şeye rağmen yaşanmaya değer" olduğunu etrafındakilere anlatmaya başladı. O kadar başarılı oldu ki, sayesinde pek çok insan hayata yeniden bağlanmayı başardı.

Vujicic;Kolları ve bacakları yok; ancak verdiği hayat dersi tüm dünyanın ilgisini çekiyor. İşte size mükemmel bir hayat dersi!
Eğer herşeyden bıktıysanız…

Kolları ve bacakları yok; ancak verdiği hayat dersi tüm dünyanın ilgisini çekiyor. Okullarda verdiği seminerlerde gençlere kendi yaşamını anlatırken, hayatından da örnekler veriyor. Peki tamamı İngilizce olan bu video da neler anlatılıyor.

İşte o hayat dersi;

Kolları, elleri ve ayakları olmayan adam bir takım komiklikler yapıp, yere düştükten sonra şunları söylüyor:
Her insan hayatta zaman zaman bu derece umutsuz olduğu zannedilen durumlara düşebilir; Hatta tekrar ayağa kalkabilmek için her türlü imkan ve enstrümandan yoksun da kalabilir…
Şimdi sizlere soruyorum diyor:
-Ben 100 kere tekrar ayağa kalkmayı denesem ve100′ünde de başarısızlığa uğrasam, tekrar ayağa kalkabilme konusunda tüm umutlarımı yitirmeye hakkım veya şansım var mı?-
-Yani artık sizce 101. Seferi hiç denemeyi dahi düşünmemeli miyim? Maalesef benim öyle bir şansım yok; yaşamımı devam ettirebilmek için ne yapıp edip tekrar ayağa dikilmek zorundayım !
Ne yapıp edip kendime ayağa kalkmak için bir destek noktası hayal etmek bunu yapmak zorundayım… İşte şimdi yapacağım gibi.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More