Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

30 Ocak 2011

Zor insanlarla başa çıkmanın yolları

İletişim kurmakta güçlük çeken insanları uzmanlar “zor insanlar” olarak adlandırılıyor. Zor insanlar, toplumdan topluma, kişiden kişiye göre farklı olarak tanımlansa da, temelde benzer davranışlar gösteriyorlar. Tüm zor insanların inatçı, hırslı ve kaprisli oldukları görülüyor. Ancak unutmayın ki, insanları değil ama davranışlarını değiştirmek sizin elinizde. Pek çok kişi çevresindeki zor insanlardan şikayet eder. Evde, işte, okulda kısacası her ortamda bir zor insan bulunur.


Oysa aslında “zor insan” diye bir şey yok. Zorlayıcı davranışlar var.
Ve maalesef bazı insanlar sürekli bu şekilde bir davranış içinde bulunuyorlar.

“Coping With Difficult People / Zor İnsanlarla Başa Çıkmak” kitabının yazarı Robert M. Bramson bazı insanların neden farklı tavırlar sergilediklerini şöyle açıklıyor:
“Bazı insanlar karşılarındakinin performansını düşürmek ve onların şevkini kırmak için bilerek zor tavırlar sergiler.”

Her zor insan birbiriyle aynı davranışları sergilemez.
Bazı zor insanlar sürekli konuşup hiç dinlemezken, diğerleri de hep son sözü söylemeyi tercih eder.
Kimisi sürekli sizi eleştirir. Bazısı sessiz, bazısı agresif olabilir.

Bu noktada Acıbadem Sağlık Grubu Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Kültegin Ögel zor insanların davranışlarını şu şekilde belirtiyor:

- Eğitimi ve bilgisi yetersiz olmasına rağmen kendisini çok iyi sananlar,
- Bilgisi ve deneyimi yetersiz olmasına rağmen kendisini iyi sananlar,
- Öncelikleri belirlemede beceri sahibi olamayanlar
- Hatasını olgunlukla kabul edemeyen, sürekli açıklama yapıp kendisini temize çıkarmak isteyenler,
- Yavaş düşünen ve hareket edenler,
- İşleri karıştıranlar,
- Hiç konuşmayanlar, bilgiyi zorla ağzından aldığınız kişiler,
- Yanlış anlamakta ısrar eden,
- Karşısındakinin söylediklerine önem vermeyen,
- Konum farklılıkları nedeniyle görüşürken o farkı hissettiren kişiler,
- Karşılarındakine saygı göstermeyen,
- Yavaş hareket eden ve birçok defa tekrar edilmesi zorunda kalınan insanlar,
- Sadece kendi yaptığı şeyin önemli olduğunu düşünen,
- Sürekli olaylar ve etrafındakiler üzerinde kontrol oluşturmaya çalışanlar,
- Empati kuramayanlar,
- Her zaman ben haklıyım diyenler,

Zor İnsanlara Yaklaşım Nasıl Olmalıdır?

Zor insanların bu tür özellikleri daha da çoğaltılabilir.
Bu özellikler ışığında zor insanları 5 ana başlık altında toplamak mümkün.

- Agresif İnsanlar:

Saldırgan davranışlar içinde bulunan bu sakin bir şekilde kendinizi ifade edin ve size yönelik saldırgan tavırlara kendinizden emin bir şekilde karşılık verin.

- Her Şeyi Bilenler:

Bu kişilerle mücadele ederken iyi hazırlanmak gerekir.
Asla meydan okumayın. Aksine yeteneklerini övün.
Gerektiğinde hatalarını ortya çıkaracak sorular sormaktan çekinmeyin.

- Şikayetçiler:

Karşılarındakine güvenmezler.
Kendilerine olan güvenleri de çok değildir.
Eksik olan özgüvenlerini saklamak için memnuniyetsiz, her şeyden ve herkesten şikâyet eden bir tavır içine girerler.
Bu insanlara “Başkalarının göremediklerini görüyorsun” şeklinde onların güvenlerini arttıracak cümlelerle yaklaşın.
Dinleyin ama asla tartışmaya girmeyin.
Ona karşı savunmacı davranmayın.

- Mağdurlar:

İyi dinleyin, onu anladığınızı gösterin.
Soruna odaklanarak onu değişim için motive edin.

-  Gizlice Saldıranlar:

Bu insanlara karşı ne kadar geri çekilirseniz o kadar üstünüze gelmeyi severler. Geri çekilmeyin. Şakaya vurun.

Kaynak: www.kendinigelistir.com

28 Ocak 2011

100.Maymun Sendromu

Ken Keyes Jr.'dan belki de hepimizin hayatını değiştirecek bir gerçek deneyin öyküsü.
Size gerçek bir hikâye anlatacağım: Yüzüncü Maymun'un hikâyesini... Pasifik Okyanusu'nda irili ufaklı birçok ada. Bu adalarda Macaca Fuscata türü Japon maymunları yaşıyor. Bu adalardaki maymunların doğal ortamları içindeki davranışları otuz yılı aşkın bir süre bilim insanları tarafından gözleniyor.


1952'de Koshima Adası'nda bilim insanları maymunların beslenmesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Bu adanın maymunları da tatlı patatesin tadından hoşlanıyor ama yiyeceklerinin kumlu olması hiç de hoşlarına gitmiyor. Ama can boğazdan gelir diyerek kumlu da olsa tatlı patatesleri yemeye devam ediyorlar.

Bir gün, on sekiz aylık İmo isimli dişi maymun bu soruna bir çözüm buluyor, İmo, tatlı patatesleri en yakın su birikintisinde yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Bu buluşunu annesine de öğretiyor, İmo'nun arkadaşları da patateslerini yıkayarak yemeyi öğreniyor ve kendi annelerine de öğretiyor. Bu yeni davranış biçimi bilim insanlarının gözleri önünde, yavaş yavaş maymunlar arasinda yayılıyor.

1952 ve 1958 yılları arasinda genç maymunlar, beslenmelerini daha zevkli hale getirmek için, kumlu tatlı patateslerini yıkamayı öğreniyorlar. Bu daha sağlıklı ve zevkli yeni davranış biçimini çocuklarını taklit ederek onlardan yeni bir şey öğrenen yetişkin maymunlar da kazanıyor. Yeniliklere açık olmayan, çocuklar ve gençlerden de öğrenilebileceğini düşünmeyen, kendi bildiklerini tekrar eden yetişkin maymunlar ise kumlu patates yemeye devam ediyor. 1958'in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor. Koshima maymunlarının bir kısmı (diyelim ki 99 maymun) artık patateslerini suda yıkayarak yemeyi öğrenmiş oluyor.

Bir sabah, gün doğarken yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katılıyor. İşte o an her şey değişiyor. Aynı günün akşamı, adadaki hemen hemen tüm maymunlar, patateslerini yemeden önce yıkamaya başlıyor. Yüzüncü maymunun ilave enerjisi her nedense devrim yaratıyor!

Ama hikâye bitmedi. Bilim insanlarını şaşırtan asıl sürpriz, bu adayla doğrudan bir ilişkileri olmadığı halde, diğer adalardaki maymun kolonilerinin de aynı anda patateslerini yıkamaya başlamaları... Yeni bir düşünce ve davranış tarzı, toplumları oluşturan fertlerin belirli bir oranı tarafından benimsendiği an, bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.
Yani, "Yüzüncü Maymun Fenomeni" denilen bu fenomen şunu gösteriyor: Yeni bir düşünce, yeni bir yol, toplumda sadece belirli sayıda insanlar tarafından biliniyorsa, bu yenilik sadece o kişilere ait bir şey oluyor.

Ama "bilenlerin" sayısı belli bir kritik noktaya ulaştığı an, sadece bir kişinin daha "yeni yol"a katılması, toplum bilincinin aşama geçirmesine yol açıyor. Yeni düşünce, birdenbire herkes tarafından düşünülmeye başlanıyor. Niceliğin niteliğe dönüşme noktası...

"Yüzüncü Maymun Fenomeni", Duke Üniversitesi'nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, huzursuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hala taş devri korkularmı taşıyoruz. Yeniiklere açık, farklı düşünenler ise aşağılanıyorlar, alay ediliyorlar, toplum dışına itiliyorlar. Cesaretleri takdir edilmek bir yana söndürülmeye çalışılıyor bu insanların... Einstein bile teorisini ilk ortaya attığında meslektaşları tarafından kınanmış. Sıradan insan asla büyük insan olamaz. Doğar, yaşar ve ölür. Buna yaşamak denirse! Dünyada mutlu, huzurlu, sevecen, aydınlık dolu insanlar yok mu? Cesur bir dünya isteyen ve bu uğurda çaba göstermekten çekinmeyen, her şeyi göze alan insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. İnsanın, insanlık boyutunda devrim yapabilmesi için yüzüncü maymunun aralarına katılmasını bekliyorlar. "Yüzüncü Maymun" belki de sizsiniz.


Ken Keyes Jr.
Çeviri: Nil Gün

Kendini gerçekleştiren kehanet

Konuya Nick adında bir demiryolu isçisinin öyküsüyle başlamak istiyorum.

Nick güçlü, sağlıklı bir işçi, manevra sahasında çalışıyor. Arkadaşlarıyla ilişkisi iyi ve işini iyi yapan güvenilir bir insan. Ne var ki, kötümser biri, her şeyin kötüsünü bekliyor ve başına kötü şeyler geleceğinden korkuyor. Bir yaz günü, tren isçileri, ustabaşının doğum günü nedeniyle bir saat önceden serbest bırakılıyorlar. Tamir için gelmiş olan ve manevra alanında bulunan bir soğutucu vagonun içine giren Nick, yanlışlıkla içerden kapıyı kapatıyor, kendini soğutucu vagona kilitliyor.
Diğer işçiler Nick’in kendilerinden önce çıktığını düşünerek çalışma alanından ayrılıyorlar. Nick kapıyı tekmeliyor, bağırıyor ama kimse duymuyor, duyanlar da bu tür seslerin sürekli geldiği bir ortamda olduğu için pek kulak vermiyorlar.
Nick burada donarak öleceğinden korkmaya başlıyor. Eğer buradan çıkmazsam, burada kaskatı donacağım diye düşünmeye başlıyor.
İçerde yarısı yırtılmış bir karton kutunun içine giriyor. Titremeye başlıyor. Eline geçirdiği bir kağıda karısına ve ailesine son düşündüklerini yazıyor:
“Çok soğuk, bedenim hissizleşmeye başladı. Bir uyuyabilsem! Bunlar benim son sözlerim olabilir.”
Ertesi gün soğutucu vagonun kapısını açan işiler, Nick’in donmuş bedenini buluyorlar.
Üzerinde yapılan otopsi, onun donarak öldüğünü gösteriyor.

Fakat bu olayı olağanüstü yapan, soğutucu vagonun soğutma motorunun bozuk ve çalışmıyor olması. Vagonun içindeki ısı 18 derece, ve vagonda bol hava var. Nick’in donarak ölmesini gerektirecek bir durum söz konusu değil. Nick’in korkusu, kendini gerçekleştiren kehanet oluyor.

Buna benzer bir örnekte de bilim adamları bir araştırma yapıyorlar, araştırma için idam cezası almış bir mahkum buluyorlar.
Mahkuma bilim ve insanlık için çok önemli bir araştırma yaptıklarını, ancak bu araştırmada eğer kabul ederse çok ciddi bir beyin operasyonu geçireceğini, operasyondan sonra kanamasının devam edeceğini ve aynı gün öleceğini söylüyorlar.
Zaten 3 gün sonra idam edilecek olan mahkum ölmeden önce bilime bir faydamız olsun diye düşünerek araştırmaya katılmayı kabul ediyor.
Ertesi gün mahkum cezaevinden bayıltılarak çıkartılıyor, fakat kendisine hiçbir müdahalede bulunulmuyor. Mahkuma ayıldığında operasyonun yapıldığı söyleniyor ve tekrar cezaevine geri götürülüyor. Ertesi sabah mahkum ölü olarak bulunuyor ve nedeni de aşırı derecede kan kaybı olarak belirleniyor.

 Kendini gerçekleştiren kehanet kişinin başına gelebileceklerle ilgili öngördüğü şeylerin bir biçimde vuku bulması ve gerçekleşmesidir.

 Bu çoğu zaman bilinçli bir durum değildir. Kimse başına kötü şeylerin gelmesini istemez ama kişilik özelliği olarak daha kötümser olan ve hayatta başına hep kötü şeylerin geleceğine inanan, şanssız olduklarını düşünen insanların farkında olmadan yaşadıkları bundan başka bir şey de değildir.

Hepimiz zaman zaman şu sözcükleri söyler ya da başkalarından işitiriz.

“Her şey üst üste geliyor”
“Bütün uğursuzluklar da gelip beni bulur zaten”
“Bende şans olsaydı anamdan kız doğardım.”
Bir süre sonra telaffuz ettiğimiz bu gibi genellemeler bizim gerçeğimizle örtüşmeye başlar. Bunun nedeni aslında gerçekten bütün uğursuzlukların gelip bizi bulmak istemesi midir?
Bütün şanssızlıklar bizim için mi vardır?
Yaşadığımız güzel olaylar yok mudur?
Daha pozitif bakabilsek hayata, yinede de yaşadıklarımız değişmez mi?
Doğru yanıtı bulmak için doğru soruları sormak çok önemlidir.
Doğru soruları sorarken kendi doğrularımız da bizim rehberimiz olacaktır.

Kendini gerçekleştiren kehanetlerimiz vardır.

Başka bir örnekle açıklamak gerekirse kendisinin değer görmediğini, sevilmediğini düşünen birisi çevresindeki her türlü reaksiyonu, kendisiyle iletişime geçen insanların söylediklerini negatif algılayacak, onlara düşmanca ve şüpheyle yaklaşacak, bir süre sonra gerçekten çevresi tarafından dışlanan sevilmeyen bir insan haline gelecek ve bu durumda da son olarak iç sesi kendisine şunu söyleyecektir. Ben zaten biliyordum beni sevmediklerini.
Kişi kendi kehanetini bir süre sonra farkında olmadan sergilediği davranışlarla gerçekleştirmiş olacaktır. Bu durumda bile kendi haklılığının pekiştiğini düşünerek kendi davranışları konusunda iç görü geliştiremeyecektir.

Bu kuram Pigmalion Etkisi olarak da tanımlanır. Bu kurama göre diğer kişiler hakkında hatalı görüşleri bulunan birey, kendi hatalı görüşlerini doğrulayacak şekilde davranır ve hedef kişilerde aynı yönde davranışlar sergiler, kişinin hedef kişiler hakkında beklentiler oluşturması, ardından da bu beklentilere göre davranması ve sonuçta da diğer kişilerin bu beklentiye uygun şekilde tavır sergilemesiyle beklentiler doğrulanır.
Burada diğerlerinin davranışlarını kişinin kendi beklentileri belirler. Kendisi hakkında olumsuz düşüncelere ve benlik imajına sahip bir insan, kendisinin eğlenceli bir insan olmadığını kimsenin ona katlanmayacağını, ondan hoşlanabilecek insanların olmadığını düşündüğünde, diğer kişilere bu beklentisine uygun şekilde davranacak, başkalarına karşı surat asacak, bunun neticesinde de diğer kişiler tarafından aranıp sorulmayan bir insan olacaktır.

Başkalarından aldığımız geri bildirimlerde bu yönde bizim iç gerçeğimizle bütünleşir.
Bir insana sevilen bir insan olduğunu hissettirirseniz gerçekten daha mutlu ve sevilen bir birey olur.
Bir çocuğa zeki bir çocuk olduğunu hissettirirseniz o çocuk bir süre sonra daha Başarılı bir öğrenci olmaya başlar. Kendinizin değerli olduğuna inanırsanız gerçekten değer verilen bir birey olursunuz ve kehanet gerçekleşir.  Başkalarının bize vereceği geri bildirimler bu yönde etkilenmiş olur.  Değer verilmeyen, itici, şanssız bir insan olduğumuza inanırsak şanssızlıklar hep bizi bulur.  Neye inanıyorsak başımıza o gelir, bu durumda başımıza ne gelmesini istiyorsak ona inanmayı öğrenmek gerekir.
Yazan : Psk. Nur GEZER

25 Ocak 2011

Schotoma

MÜKEMMELLİĞİN DOĞUŞU: İNANÇ

İnanç hayata anlam kazandıran ve yön veren yönlendirici bir itikat, yargı hırs ya da prensiptir.Faydalanacağımız sınırsız sayıda uyarıcı vardır. İnançlar dünyayı algılamanız için önceden düzenlenmiş, organize edilmiş süzgeçlerdir. İnançlar beynin komutanları gibidir.Bir şeyin doğru olduğuna benzeşimli olarak inanmamız bu nesnenin nasıl temsil edileceğine dair bir komutun beynimize gönderilmesi gibidir.

“İnançlı bir kişinin gücü sadece ilgisi olan 99 kişinin gücüne eşittir.” John Stuart Mill

İnançların mükemmelliğe giden kapıyı açmalarının kesin nedeni budur. İnançlar, sinir sistemine doğrudan gönderilen emirlerdir. Bir şeyin gerçek olduğuna inanırsanız, tam olarak onu gerçek kabul eden duruma girersiniz. Diğer yandan inançlar, güçlendirici oldukları kadar, eylemleri sınırlayan zayıflatıcılar da olabilir. 

Dinler, tarih boyunca milyonlarca insana daha önce gerçekleştiremeyeceklerini düşündükleri şeyleri başaracak gücü kazandırmıştır. İnançlar, hedefimize giden yolda haritamız, pusulamız ve amacımıza ulaşabilmeyi garantileyen aracımızdır.

İnançlar ve onlardan faydalanma kabiliyeti olmazsa; insanlar bütünüyle güçsüz kalabilirler. Böyleleri motorsuz ve dümensiz deniz araçlarına benzerler. İnançlar, ne istediğinizi görmenize ve onu elde etmenize yardımcı olacaktır. 

İnançlar birçok yönden, sahip olduğumuz mantıki modelleri reddeder; fakat fizyoloji düzeyinde bile açık olarak görüldüğü gibi inançlar ( benzeşimli iç temsiller) , gerçeği kontrol eder. Geçmişte şizofreni üzerinde çarpıcı bir çalışma yapıldı. Örnek olaylardan birinde çift kişilikli bir kadın vardı. Normalde kan şekerinin oranı iyidir. Fakat bir şeker hastası olduğuna inandığında, fizyolojisi bütünüyle bir şeker hastası fizyolojisine dönüşüyor, inancı gerçeği oluyordu. 

Benzer şekilde hipnotik trans halinde bulunan kişilere, kızgın demir parçası olduğu söylenen buza dokundurulacak çok sayıda deney yapılmıştır. Temas noktasında daima su toplanması olmuştur. Burada etkili olan gerçek değil, hiçbir sorgulamaya uğramadan doğrudan sinir sistemine ulaşan inançtır. Basit anlatımla, beyin kendisine ne söylenirse onu yapar. 

Çoğumuz plesebo denilen, ilaç olmadığı halde, hastaya ilaçmış gibi verilen boş hapların etkisini biliriz. Aktif hiçbir özelliği olmayan bu boş hapların, yapılan deneylerde hastalar üzerinde çoğu kez kesin etkiler yaptığı görülmüştür. Hastalıkları ortadan kaldırmada inancın gücünü öğrenen Norman Cousin, “ inançlar her zaman sadece gerekli değildir. İnanç, aynı şekilde her zaman iyileştiricidir.” Şeklinde bir neticeye ulaşmıştır. Kanayan ülserleri olan bir grup hasta üzerinde, çarpıcı sonuçlar veren bir plesebo çalışması yapılmıştır. Hastalar iki ayrı gruba bölündüler. Birinci gruba, hastalığı kesinlikle iyileştirecek yeni bir ilaç verildiği açıklandı. İkinci gruptakilere etkileri hakkında çok az şey bilinen bir ilacın kendilerine denenmek üzere verildiğini söylediler. İlk gruptaki hastaların % 70 inde önemli oranda bir iyileşme görüldü; ikinci grupta bu oran sadece % 25 idi. Her iki gruba da tıbben hiçbir özelliği olmayan boş ilaçlar verilmiştir. Aradaki tek fark inanç sistemlerinin kabulüydü. Z.ararlı etkileri bulunan ilaçların verildiği insanlar üzerinde yapılan çalışmalar daha da çarpıcıdır. Bu hastalara zararlı ilaçların kendilerinde olumlu sonuçlar vereceği söylendiğinde; gerçekten onlar üzerinde bu ilaçların neden olduğu hiçbir hastalığa rastlanmamıştır. 

“ İlaçların sihri içerinde değil ilaçları kullananların zihninde yatar.” Dr. Andrew Weil

Başarıya inanırsanız o sizi başarmak için güçlendirecektir. Başarısızlığa inanırsanız,   o mesajlar sizi başarısızlığa yönlendirecektir. Bir şeyi yapabileceğinizi ya da yapamayacağınızı söylediğinizde, her iki durumda da haklı olduğunuzu unutmayın. Her iki inanç da büyük güce sahiptir. Problem, hangi tür inançlara sahip olmak sizin için en iyidir ve bunlar nasıl geliştirilir sorunudur.

Mükemmelliğin doğuşu, inanlarımızın çeşitli tercihlerden bir tanesi olduğunun farkına varmakla başlar. Genellikle böyle düşünmeyiz; inanç bilinçli bir seçim olabilir. Sizi destekleyen ya da sınırlayan inançları seçebilirsiniz. İşin sırrı başarıyı ve istediğiniz sonuçları destekleyecek inançları seçmek ve sizi geriye götürecek olanları elemektir.

Potansiyelimizin ne kadarına ulaşabileceğimizi belirleyen inançlarımızdır. İnanç, fikir akımlarını açabilir ya da durdurabilir. Anlatacağım durumu göz önünde canlandırın. Birisi sizden tuz ister de diğer odaya giderek “tuzun nerede olduğunu bilmiyorum”derseniz birkaç dakika tuzu arar ve birilerini yardıma çağırırsınız. Sonra bir diğer kişi yanınıza gelerek tam karşınızdaki rafta buluna tuzu alır ve “niçin dikkatli bakmıyorsun, işte tuz tam karşında duruyor. Orada bir yılan olsaydı şimdiye kadar seni çoktan ısırmıştı” der.” Tuzun nerede olduğunu bilmiyorum dediğinizde beyninize tuzu görmemek için emir vermiş oluyorsunuz. Psikolojide buna Schotoma adı verilir. Söylediğiniz, gördüğünüz, işittiğiniz, hissettiğiniz, tattığınız ya da kokladığınız tüm tecrübelerin beyinde toplandığını unutmayın. Benzeşimli olarak hatırlayamayacağınızı söylediğinizde siz haklısınız. Benzeşimli olarak yapabileceğinizi söylediğinizde beyninizin ihtiyaç duyduğunuz cevabı verecek potansiyele sahip kısmına giden yolun açılması için sinir sistemine emir vermiş oluyorsunuz.

Kaynak : Anthony Robbins-Sınırsız Güç

24 Ocak 2011

Farkındalık testi

23 Ocak 2011

Da Vinci Uykusu

Bilinen fıkrayı bir kez daha tekrarlayalım. Vahşi Batı''da bir kovboy, yolda karşılaştığı kovboya "İki kere iki kaç eder" diye sormuş. Karşısındaki "Dört eder" deyince de çekmiş silahını ve "Çok şey biliyorsun" diyerek vurmuş onu.

Bu kovboylar, günümüzde "Google Çağı" nda yaşamış olsalardı, herhalde "Ne kadar az şey biliyorsun" diye bağırarak, birbirlerine sille tokat girişirlerdi.

Geçen gün oğlumun bir arkadaşını her gün dört saat daha geç uyuyarak, "6 günlük hafta" da yaşamayı denediğini yazmıştım. Dün de sevgili ve bilgili meslektaşım Oray Eğin''den şöyle bir not aldım:

-Selam, geçen aylarda "Men''s Health" dergisinde okumuştum, başlaması zor ama bir kere alışınca yılda 3 ay kazanmak mümkünmüş: Her dört saatte bir 20 dakika uyuyarak... "Da Vinci Sleep" (Da Vinci Uykusu) adını taşıyormuş bu yöntem, Einstein da böyle uyurmuş. Sevgiler.OE.

Bu not birkaç yıl önce gelseydi, ansiklopedilere, tıp kitaplarına bakıp, "Da Vinci Sleep "in ne olduğunu tam anlamaya çalışırdım. Muhtemelen de "Da Vinci Code" (Da Vinci Şifresi) dışında pek bir bilgi bulamazdım.

UBERMAN UYKUSU

Ama bu notu alınca hemen Google''a girdim ve "Da Vinci Sleep" konusunda 1.6 milyon maddelik bilgi çıktı karşıma.

Türkçe karşılığı ile "Da Vinci Uykusu "nun diğer adı, "Polyphasic sleep " yani "Çok fazlı uyku "ymuş. Meğer bizler günün belirli saatini uykuya ayırdığımızda "Monophasic" (tek fazlı) uyuyormuşuz. Buna karşı "Uberman Uyku Sistemi" de denilen uyumada, her dört saatte bir 20 dakika uyuduğunuzda, günde 2 saat uyuyarak, vücudun uyku gereksinimini karşılıyormuşsunuz.

Normal tek fazlı uykuda, uykunun çeşitli aşamaları ertesinde "Derin uyku "ya çok zaman harcanılarak geçiliyormuş. Oysa çok fazlı uykuya vücut alışınca, hemen derin uyku başlıyormuş. Bu çok fazlı uykuyu yaşam biçimi halinde benimseyen ünlüler arasında Leonardo da Vinci, Thomas Jefferson, Napoleon, Thomas Edison, Nikola Tesla ve Winston Churchill de varmış. Açık denizde uzun süreli yarışlara giren sporcular da, astronotlar da, ABD Deniz Piyadeleri de çok fazlı uyurlarmış.

İnternetteki Türkçe " www.hecatomber.org " sitesinde, hem bu uyku türü hakkında bilgiler vardı, hem de bu uykuya geçmeye çalışanların yaşadıkları deneyler bulunmaktaydı. Bu sitede anlatıldığına göre ilk birkaç haftalık sancılı dönem ertesinde beyin kendini bu sisteme uydurmaya başlıyormuş. Yani birkaç hafta dayanmak gerekiyormuş.

DENEYENLER ANLATIYOR

"Hecatomber Günlüğü"ne gelen notlarda ise, çok fazlı uykuyu deneyenlerden bazıları, her yatağa girdiklerinde 20 dakika yerine birkaç saat uykuya daldıklarından yakınıyor, bazıları da "Her boş kaldığımda bir şeyler yiyesim geliyor, karnım acıkıyor" diye kilo almaktan şikâyet ediyor..

Neticede yeni bir yıla "Da Vinci Uykusu" nun ne olduğunu da bilerek gireceğim. Ayrıca bu konuda Claudio Stampi''nin "Ultrashort Sleep" kitabını Amazon''dan getirtebileceğimi de öğrendim.Bu arada Bush, Clinton, Reagan, Nixon, Kennedy, Truman gibi ABD başkanlarının
"Biphasic" yani iki fazlı uykucular olduklarını, hem uyuduklarını, hem de uyukladıklarını biliyorum.

Ne dersiniz? Bu konu bizim iç siyasetin kısır döngülerinden daha ilgi çekici değil mi? Ömrünüzün üçte birini uyuyarak ziyan etmek yerine, çok ve sık uyuklayıp, daha fazla uyanık yaşamak tercih edilemez mi?

Ama bu durumda da Yahya Kemal''in

"Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar

Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı

Görmezler ufuklarda şafak söktüğü anı" dizeleri anlamını kaybedecektir.

Yazan : Mehmet Barlas
Kaynak : www.sabah.com.tr

20 Ocak 2011

Navigasyonda son nokta

15 Ocak 2011

Nietzsche'den Seçmeler

Herkesi memnun edebilmek mümkün müdür ?

İnsanlar dış referanslı ve iç referanslı olarak iki gruba ayrılırlar. Dış referanslı insanlar başkalarının sözlerini aşırı önemserler. Hareketlerini çevrelerinin beklentisine göre bina ederler. Harekete geçmek için dışarıdan motive edilmeyi beklerler. Övgülerle aşırı memnun olurken eleştirilerle çabuk yıkılırlar. Seçil de dış referanslı danışanlarımdan bir tanesiydi. Çevresindeki insanların kendisi hakkındaki görüşlerini aşırı önemsiyordu. Yaşantısını başkalarının beklentisini karşılamaya adamıştı. Eşinin, kendi ailesinin, kayınvalidesinin, kardeşlerinin beklentileri arasında sıkışıp kalmıştı. Herkesi memnun etmek için çırpınıyor fakat hiç kimseyi memnun edemiyordu. Kendinden beklenilen davranışları sergiliyor ama bir türlü kendisi olamıyordu.
- Artık bu hayat bana çok ağır geliyor. Hiç kimseyi memnun edemiyorum. Şu şekilde davranıyorum eşim bozuluyor. Bu şekilde davranıyorum kendi ailem alınıyor. Kendi ailemi memnun edeyim diyorum bu sefer kayınvalidem mutsuz oluyor. Herkesi memnun etmenin bir yolu var mı?
- Neden kendini herkesi memnun etmek zorunda hissediyorsun ki?
- Çünkü onlar memnun olmadığında ben mutlu olamıyorum.
- Yani mutlu olabilmen için, yaptığın bir davranışın herkes tarafından onaylanması gerekiyor öyle mi?
- Sanırım öyle.
- Kusura bakma ama o zaman sen ömür boyu mutlu olamazsın.
- Neden ki?
- Bir öykü ile açıklayayım. Bu öykü meşhur bir öyküdür.

Nasrettin Hoca’ya da atfedilir, Ezop’un masallarında da geçer. Sıcak bir yaz gününde bir baba ve küçük oğlu yanlarına eşeklerini de alarak yolculuğa çıkarlar. Eşeklerini satılığa çıkaracakları için üstüne binmezler. Bir tarlanın yanından geçerken köylüler dalga geçerler. Bu sıcakta eşeğe binmedikleri için küçümserler. Aptallıkla itham ederler. Bunun üzerine adam çocuğunu eşeğe bindirir ve kendi yanda yürümeye başlar. Başka bir tarlanın yanından geçerken tarladaki köylüler “Şu adama bak! Kendi yaşlı haliyle yayan yürüyor, küçücük çocuk eşekte gidiyor. Çok ayıp.” diye söylenmişler. Adam köylülere hak vermiş ve oğlunu indirip kendi eşeğe binmiş. Ne var ki bir başka köylü grubuna rastladığında onlar da adamı acımasızca eleştirmişler: “Sen de hiç insaf yok mu be adam? Küçücük çocuğu yürütürsün de kendin sefa sürersin”. Adam onlara da hak vermiş. Bu sefer eşeğe her ikisi birden binmişler. Ancak bu sefer de bazı yoldan geçenler “Şu arsıza bak sıskacık hayvana ikisi birden binip hayvanın canını çıkarmışlar” diye adama laf atmışlar.
Kısacası adam kimseyi memnun edememiş. Herkes kendi penceresinden haklı çünkü.

- Peki kimin dediğini yapacağım o zaman?
- Kalbinden geleni, kendi doğru bildiğini yapabilirsin. Vicdanının sesini dinleyebilirsin.
- Ama ya memnun olmayanlar benim hakkımda ileri geri konuşurlar o zaman.
- Konuşsunlar. İnsanların ağzı torba değil ki büzesin.
- Ben böyle diyemiyorum işte.
- Bunu değiştirmek için buradasın zaten. Öyle değil mi?
- Evet.

Hayatın keşfettiğim temel bir kuralı var: Bir seçim yaptığımızda seçmediğimiz şeyleri kaybetmiş ya da terk etmiş oluyoruz. Herhangi bir markanın bir model arabasını aldığımızda diğer tüm marka ve model arabalardan vazgeçmiş oluyoruz. Beğendiğimiz bir evi aldığımızda o bölgede satılık olan tüm evleri dışlamış oluyoruz. Bir mesleğe yöneldiğimizde diğer meslekleri devre dışı bırakmış oluyoruz. Aynı şekilde birilerini mutlu etmeye çalıştığımızda da bazılarını mutlu etmeme ihtimalini göğüslememiz gerekiyor. 

Seçil’le ilerleyen seanslarda bu konu üzerine de konuştuk. O, zaman içinde düşünce yanlışının farkına vardı. Ve kendi deyimiyle başkalarını mutlu etmeye çalışırken başta kendisi olmak üzere kimseyi mutlu edemediğini fark etti. İkinci aşamada onunla olumsuz eleştirilerle baş etme stratejileri üzerine çalıştık. İnsanları kırmadan, incitmeden nasıl “Hayır” denileceği üzerine çalıştık. Uzun bir çalışmanın sonunda Seçil hayatında artık herkesi memnun edemeyeceğini, böyle bir işe girişmenin aptalca olduğunu çok iyi anlamıştı. Hayır diyebiliyor ve olumsuz eleştirilerle baş edebiliyordu. Kısacası daha mutluydu.
Yazar : Psk. Mehmet TEBER
         Kaynak : www.kendinigelistir.com

Karakteriniz hangi renk ?

Her sorunun altında 4 şık yer almaktadır. Size en uygun olan şıkka 2 puan daha sonra uygun olan şıkka 1 puan vererek testi çözebilirsiniz.                      

1) Aşağıdaki cümlelerden hangisi sizi daha iyi anlatır?


     A. Güçlü, kararlı, girişken ve doğuştan liderim. Düşer kalkar yoluma devam ederim.
     B.  Hayata anlamlı renkler katar, eğlenceyi severim. Ömür boyu herkesin mutlu ve neşeli olmasını dilerim.
     C.  Her anımı huzurlu ve sakin geçirmek isterim. Kavga gürültüyü sevmem, işlerimde en kolay yolu seçerim.
     D.  Herşeyin mükemmel, düzgün, kusursuz olmasını isterim. İlişkilerimde saygılı ve mesafeli olmayı severim.

          
2) Genellikle hangi tonda ve nasıl konuşursunuz?

      A. Hızlı ve sonuca yönelik.
      B. Çok hızlı, heyecanlı ve eğlenceli.
      C. Daha yavaş ve sakin.
      D. Normal ve söyleyeceklerimi aklımda tartarak.


3) Çalışma tarzınızı sağlayan en önemli unsur hangisidir?

       A. Sonuçları düşünmek.
       B. Onaylanmak, taktir edilmek.
       C. Gruptaki arkadaşların desteği.
       D. Faaliyet, düzen ve disiplin.


4) Çalışma tarzınız hangisine uygundur?

       A. Yoğun ve hızlıyımdır. Aynı anda birkaç işi birden yapabilirim.
       B. Özgür bir ortamda çalışırım. İnsan ilişkileri odaklıyım.
       C. Ön planda olmayan ama gruba her türlü desteği veren bir yapım var.
       D. Ayrıntıları önemserim ve tek bir konuya odaklanarak çalışırım.


5) Çalışma temponuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

       A. Hızlı bir tempoda çalışır, çabuk karar almayı severim.
       B. İşlerin rutin ve sıkıcı olmadığı ortamlarda yüksek motivasyonla çalışırım.
       C. Nadiren aceleciyimdir. Geçte olsa üstlendiğim işi bitiririm.
       D. Ayrıntılı düşünerek karar veririm. İş bitirici bir tempoyla çalışırım.


6) Hangisi sizi daha çok rahatsız eder?

       A. Zaman israfı.
       B. Tekrar gerektiren işler ve monotonluk.
       C. Çatışma ortamı ve anlaşmazlıklar.
       D. Yanılmak ve yapılan hatanın tekrarlanması.


7) Bulunduğunuz gruplarda hangi konumda başarılı olursunuz?

      A. Olaylara yön veren otoriteyi kullanan.
      B. İnsanları motive eden, neşelendiren.
      C. Uzlaştırıcı ve grup içinde uyumu sağlayan.
      D. Bilgi sağlayıcı, araştırıcı ve olayları takip eden.
     

8) Hangisi sizi daha çok sitrese sokar?

      A. Olaylar üzerindeki güç ve kontrolümün azlığını hissetmem.
      B. Sıkıcı,rutin işler yapılan ortamda bulunmak.
      C. Beni aşacağını düşündüğüm sorunlar üstlenmek.
      D. Düzensiz ortamlar eksik yapılan işler.


9) Öğrenci olsanız ve öğretmeniniz sınav kağıdınızı ikinci defa incelediğinde puanınızı artırtığını söylese nasıl bir tepki verirsiniz?

      A. Bunu zaten hak ettiğimi düşünürüm.
      B. Çok sevinirim, sevincimi belli ederim.
      C. Hocama teşekkür eder saygı duyarım.
      D. Hocamın nerede hata yaptığını merak eder kağıdımı görmek isterim.


10) Saatler sürecek bir iş toplantısına katılmanız gerektiğinde aşağıdakilerden hangisini benimsersiniz?

      A. Konunun ana hatlarının konuşulması için sonucun belli olmasından hemen sonra çıkmayı tercih ederim.
      B. Toplantı eğlenceli şekilde devam ettiğinde sonuna kadar kalmayı, sıkıcı olmaya başladığında erken çıkmayı tercih ederim.
      C. Toplantının huzur içinde geçmesi ve güzel kararlar çıkması için üstüme düşeni yaparım.
      D. Toplantıya vaktinden önce gelir, bütün detayları not eder ve bir değerlendirme yapmak için geç çıkarım.


11) Kendinizde gördüğünüz en zayıf yönünüz hangisidir?

       A. İnsanlar işleri istediğim gibi yapmadığında, seri olmadıklarına sinirlenmek.
       B. Düzensiz, dağınık, programsız olmak.
       C. Kimseye hayır diyememek, başkalarının işine koşarken kendi işimi aksatmak.
       D. Herşeyin kusursuz ve mükemmel olmasını istemek.


12) Kendinizde gördüğünüz en güçlü yönünüz hangisi?

        A. Kısa sürede karar alan ve harekete geçen yapım.
        B. Girdiğim ortamlara neşe ve heyecan katan tarafım.
        C. Her türlü ortama uyum sağlamam ve çatışmaları önleme gayretim.
        D. Herşeyi planlı,programlı ve düzenli yapma huyum.


13) Aşağıdaki ifadelerden hangisi sizi daha iyi tanımlar?

        A. Güçlü, kararlı, otoriter, yönlendirici.
        B. Popüler, neşeli, sevimli ve muzip.
        C. Barışçıl, sevecen, uyumlu ve sakin.
        D. Tertipli, düzenli, disiplinli, planlı.


14) Çalışma masanızda nelere dikkat edersiniz?

        A. Öncelik verdiğim şeyleri yapacak şekilde düzenlenmiş sade bir masayı tercih ederim.
        B. İnsanlara karma karışık gelen ama benim aradığım herşeyi bulduğum masa.
        C. Önce masamın üzerine gerekli her türlü araç gereci koyarım.sık sık kalkarak enerjimi harcamak istemem.
        D. İyi bir iş çıkarmam için masam son derece derli, toplu ve düzenli olmalıdır.


15) Ertesi gün çözülmesi gereken bir problem varsa o akşamki ruh haliniz nasıl olur?
        A. Çok büyük tedirdinlik duymam, çünkü ertesi gün o işi olması gerektiği gibi yapacağımdan eminimdir.
        B. Çok tedirginlik duymam, çünkü nasıl olsa işler bir şekilde hallolacaktır.
        C. Sorumluluğun üstümde olmasından dolayı tedirginlik duyarım.
        D. Tedirginlik duyarım ve gecenin büyük bir bölümünde problemin nasıl çözüleceğiyle ilgili planlar yaparım.





DEĞERLENDİRME

Aldığınız puanların toplamını şıklara göre not edin.

    A. Şıkkındaki puanınız ağırlıktaysa: Güçlü kararlı yapıya sahip KIRMIZI karaktere sahip bir kişisiniz. Kırmızılar kimseden yardım istemeyi sevmezler. Kendilerini daima ''haklı'' görme eğilimi vardır. Eleştirilmekten hoşlanmazlar ve hiç bir sözün altında kalmazlar. Kararlı iş bitiricidirler. Ani kararlarıyla insanları şaşırtabilirler. Adeta lider doğmuşlardır, aksi bir tarzı benimsemek istemezler. İyi organize ederler.

    B. Şıkkındaki puanlarınız çoksa: Popüler, neşeli SARI karakteri ağır basan bir kişisiniz. Sarılar girişkendir. Ayrıntılar üzerinde düşünmezler. Çalışma alanları dağınıktır. Hayata ''beni farket'' mesajı verirler. Onları toparlayacak birine ihtiyaç duyarlar. Konuşmayı çok severler. Mutluluk ve enerji yayarlar. Hüzünlü ortamları sevmezler. Unutkanlıkları çoktur. Dikkatsizdirler. Diğerlerine göre insanlara daha çabuk inanırlar. Hazır cevaptırlar.  Çocuk ruhludurlar.İnsanlara çabuk kaynaşıp arkadaş olurlar. İşleri kolay yoldan halledecek parlak fikirleri vardır.

     C. Şıkkı puanınız çoksa: Barışçıl, sevecen YEŞİL karakterli bir kişisiniz. Yeşiller çok rahattır. Kendileriyle barışıktırlar. Çatışmadan çok çekinirler.Parolaları ''evde barış, iş yerinde barış ve cihanda barış.'' Biran evvel işlerini bitirip dinlenmek isterler. Fıtri arabulucudurlar. Fazla enerji harcamayı sevmezler.

     D. Şıkkındaki puanlarınız çoksa: Tertipli düzenli yapıya sahip MAVİ karakterli kişisiniz. Maviler mükemmelliyetçidir. Daima tetbirlidirler. Her zaman kurallardan yana olurlar. Derli toplu ve düzenlidirler. Olayların olumsuz yönünü görüp kaygılanırlar. Detaycı insandırlar. Meraklıdırlar.
Araştırmaya yöneliklerdir. ''-meli,-malı'' gibi ekleri fazlasıyla kullanırlar. Ciddi ve ağır başlıdırlar. Yeteneklidirler.

Kaynak : Oğuz Saygın- İnsan İlişkilerinde 4X4 lük İletişim 

13 Ocak 2011

Mesleki Eğilim Belirleme Testi

Sizin için ideal meslek hangisi? Karakteriniz, özellikleriniz acaba sizi hangi meslekte başarılı kılabilecek? Bunları öğrenmek çok basit. Testimizi “samimiyetle” cevaplayın. 5 dakika sonra “hangi mesleğe eğilimli” olduğunu görün. Hayatınıza yeni bir yön vermek için bir adım daha atın. Teste başlamak için tıklayın 

Soyunma şekline göre kişilik analizi

ABD'li psikoterapi uzmanı ve yazar Dr. Jane Greer, “Birisinin giysilerini nasıl çıkardığı ve onlarla ne yaptığı da kişiliğini anlatır” tezini savunuyor.
Amerikalı psikoterapi uzmanı Dr. Jane Greer, soyunma biçimiyle insanın kişiliği arasında çok güçlü bir bağ bulunduğunu belirtti. Dr. Greer, insanların “altı ayrı biçimde” elbise çıkardıklarını belirterek şunları söyledi:

1- Dost Canlısı: Elbiseleriniz çıkarıp her yere atıyorsanız “dost canlısı” birisiniz. Başkaları sizin dağınık ve pasaklı olduğunuzu düşünebilir. Ama gerçekte, başkalarına fazla aldırmama yolunu tercih ediyorsunuz.

2- Güvenilir: Giysilerinizi çıkarıp hemen derli toplu olarak yerlerine koyuyorsunuz. Çıkardığınız her şeyin konacağı bir yer var. Bu tür insanlar, yaşamın sorunlarını çözmenin en iyi yolunun “hiç sorun yaratmamak” olduğunu düşünüyorlar. Güvenilir birisiniz ve çevreye dikkat vermeyi biliyorsunuz.

3- Derin Düşünen: Gömleğinizi çıkardınız ve bir süre yarı çıplak evde dolaşıyorsunuz. Pantolon çıkarmanız 10 ya da 15 dakika sonra geliyor. Zaman sizin için çok fazla önemli değil. Boş zamanları ve derin konuları düşünmeyi seviyorsunuz. Ama aceleye gelemiyorsunuz.

4- Tutkulu ve Neşeli: Giysilerinizi “süper bir hızla” çıkarıyorsunuz. Bu tür insanlar, genelde stresli oluyor. Ancak aynı kişiler tutkulu ve neşeli de olabiliyor.

5- Romantikler: Saatinizi, kolyenizi ve bileziğinizi her şeyden önce çıkarıyorsunuz. Duygu yüklüsünüz, romantiksiniz, düşüncelisiniz ve iyi arkadaşlıklar kurabiliyorsunuz.
 
6- Maceracılar: Elbise çıkarırken belli bir rutini izlemiyorsunuz. Ya da her gün farklı bir yöntemi denemekten hoşlanıyorsunuz. Bu kişiler “oldukça maceracı” ve risk alabiliyorlar. Sosyal ortamlara iyi uyum sağlıyorlar, farklı aktivitelerden zevk duyuyrolar.

Kaynak: www.kendinigelistir.com

Beş Sevgi Dili

Gerek arkadaşımız, gerek anne, baba, eşimiz ve gerekse de iletişime geçmiş olduğu karşı cins arkadaşlarımızla beraber aynı fiziksel ve sosyal ortamı paylaştığımızda bile genellikle anlaşılmamaktan şikayet ederiz.

Genelde ‘biz birbirimizi sevdik ve aldık, flört dönemimiz oldu ama ben bunun böyle olduğunu bilmiyordum’, ‘vay hain demek bana bunu da yapacaktı’, ‘nasıl olur ben bu adama kanabilirim’, ‘ama ne yapabilirim ki bana hep iyi olduğundan bahsetmişti nişanlı olduğumuz yıllarda bunlara kızmazdı şimdi nasıl olur anlamıyorum’ vs sözleriyle sık sık karşılaşırız.

Bunların kendimize göre bir açıklaması vardır tabi, ama acaba ‘doğru dili’ konuştuğumuzdan emin miyiz?
İşte Garry Chapman, yılların tecrübesiyle mutluluk yolunu arayanlara ‘5 Sevgi Dili’ni sunuyor…


5 SEVGİ DİLİ…

Sevgi deposunun dolu tutulması gerekmektedir. İnsanlardaki sevgi oluşumu işte bu deponun varlığına bağlıdır. Aşık olan kişi, sevdiği kişinin mükemmel olduğu illüzyonuna sahiptir.

Dr. Peck Aşık olma deneyimi 3 nedenden dolayı gerçek sevgi olmadığı sonucuna vardı:
a) Aşık olma iradi bir fiil veya bilinçli bir seçim değildir.
b) Aşık olmak gerçek sevgi değildir çünkü çaba göstermeden yaşanır.
c) Aşık olan kişi diğer kişinin gelişimine yardımcı olmakla gerçekten ilgili değildir


5 sevgi dilini aşağıya sıraladıktan sonra konu açıklamalarına geçeceğiz.
Önce bu dillerin nasıl olduğu konusunda sizler tahminde bulunun.

(1) ONAY SÖZLERİ
(2) NİTELİKLİ BERABERLİK
(3) HİZMET DAVRANIŞLARI
(4) ARMAĞAN ALMA
(5) FİZİKSEL TEMAS

Yukarıdaki sıralanan maddeler 5 sevgi dilinin varlığından bahsediyor ve şimdi de bunların ne demek olduklarını öğrenelim.

ONAY SÖZLERİ

Antik İbrani bilgesi, Solomon “Dil; yaşamın ve ölümün gücüne sahiptir. Kaygılı bir yürek insanı bunaltır,ama sevecen bir söz onu neşelendirir.”

Sözlü iltifatlar ve takdir sözleri sevgiyi güçlü şekilde iletir.
Bu kıyafetle çok şık görünüyorsun…
Ooo ! Bu elbiseyle çok hoş görünüyorsun…
Bu dünyada patatesi en iyi pişiren kişi sen olmalısın…


Sevginin hedefi,istediğiniz bir şeyi elde etmek değil,sevdiğiniz insanın saadeti için bir şey yapmaktır. Bununla birlikte şu bir gerçektir ki onaylayıcı sözler aldığımızda karşılıkta bulunmak için güdülenmemiz çok daha muhtemeldir.

Onay sözlerinde;


Cesaret verici sözler:
Duyguları sezinlemeyi ve dünyayı eşinizin gözüyle görmenizi sağlar.
 
Sevecen sözler:
Seni seviyorum kelimesi buna bir örnek bu tür durumlarda da eşiniz genellikle sesinizin tonuna yüklenmiş olan mesajı yorumlayacaktır. Kullandığınız kelimeleri değil,konuşurken tavrınız ve ses tonunuz çok önemlidir.
 
Alçakgönüllü sözler:
Ricalarda bulunmak,takdir edilmek,pardon hanım efendi 2 dakikanızı alabilir miyim?
Ricalar iletişime yön verir ve kişinin kendisinin
önemli olduğunu hissini verir.

NİTELİKLİ BERABERLİK

Nitelikli beraberlikte bütün dikkatimizi kiminle berabersek ona vermemiz gerekmektedir. Kanepeye birlikte oturup,beraberce TV. İzlemek değil,televizyonu kapatıp,tüm dikkatlerimizi toplayıp,birbirimize bakmamızdır.

İkinizin beraberce konuşması,beraberce yürüyüşe çıkmanız,beraberce dışarılarda yemeğe çıkmanız vs. birbirini seven 2 gençle ,bir karı-kocanın aynı ortamda otururken bile davranışları farklıdır, çıkan gençler gözbebeklerinin içine bakar,dışarıdaki ortam 2.plan beraberdirler,karı-kocadan biri mutlaka dışarıyı izliyordur bunlar ne yapıyor garsona bakar,başka müşterilere bakar. Nitelikli beraberlik yoktur onlarda.

Nitelikli beraberlikte;

Birliktelik:

Bedensel yakınlık demek değil,odaklanmışlıkla ilgili bir şey hem dikkatimizi hem de ruhen yakınlık ve birliktelik demektir.

Nitelikli sohbet :
2 bireyin deneyimlerini, düşüncelerini, duygularını ve arzularını dostça ve rahatsız edilmeyecekleri bir ortamda paylaştıkları anlayışına dayanan diyalogdur.

Nitelikli Sohbet Ve Nitelikli Beraberlikte Dikkat Edilecek Hususlar:


1) Eşiniz konuşurken göz temasını sürdürün.(Eşinize tüm dikkatinizi verdiğini anlatır.)
2) Eşinizi dinlerken başka bir şeyle meşgul olmayın .(Başka bir şey yapmayın.)
3) Duyguları dinlemesini öğrenin. (Haklı olduğunuz belli olacaktır.)
4) Vücut dilini gözlemleyin. (Sıkılmış yumruklar,titreyen eller,gözyaşları.)
5) Sözünü kesmeyin. ( Araştırmalar bir insan en fazla karşısındakinin sözünü kesmeden yalnızca 17 saniye dinler normal olarak ama susması gerektiğini bildiği zamanlar bu uzar ve susma süresi susana bağlı olur.)


Konuşmayı öğrenmek:

Eşinizle konuşmayı öğrenmeniz gerekmektedir. Mümkün olduğu kadar da eşinizle sohbete girmekten kaçınmayın.


2 kişilik tipi vardır:

Ölü denizdir :

İsrail’de Galileo denizi,Jordan nehri yolu ile güneye ölü denizine akar,alır fakat vermez. Bu kişilikte alır kesinlikle vermez. Bilgisi vardır paylaşmak istemez suskundur.

Çağlayan çayırdır:

Gözden veya kulaktan her ne girerse ağızdan dışarı çıkar ve ikisi arasında nadiren 60 sn. vardır her gördüğünü ve işittiğini anlatır.
 
Nitelikli faaliyetler :

Birinizin veya her ikinizin ilgi duyduğu her şeyi içerir.
Vurgu ne yaptığınız üzerinde değil,neden yaptığınız üzerindedir. Amaç birlikte
şey yapmak ve bu yaşantıyı “bana değer veriyor”. İmajını vermektir.



 ARMAĞAN ALMA

Armağanlar sevginin görsel sembolleridir. Kriz zamanlarında fiziksel varlığınız eşinize verebileceğiniz en güzel armağandır. Armağanın pahalı olması gerekmez. Nede her hafta verilmesi gerekir. Bu yüzden armağan insanın ilişkilerinde,kendisinin diğer kişinin karşısında kıymetli olduğu izlenimimi verdiği için etkili olacaktır. Bu armağanlar eşinizi ve arkadaşınızı daha iyi tanıdıktan sonra çeşitliliği artacaktır. Bazen bakarsınız bir tatlı söz, bazen bakarsınız bir öpücük,bazen de akşam yemeği bazen de mahallenin çiçekçisinden alınmış kırmızı bir gül armağan için yeterli olacaktır. Ayrıca armağan; verdiğiniz kişide sizi de hatırlaması ve unutmaması ihtimalini verdiği için,ilişkiniz ve sevginiz de hatırlanacak olması yönünden çok önemlidir.

HİZMET DAVRANIŞLARI

Hizmet davranışları ile eşinizin,yapmanızdan hoşlandığı şeyleri yapmayı kastediyorum. Ona hizmet ederek,onu memnun etmeye onun için bir şeyler yaparak ona sevginizi ifade edersiniz, yemek pişirmek,masayı hazırlamak,bulaşıkları yıkamak,evi süpürmek,çöpleri dökmek,bebeğin bezini değiştirmek,odayı boyamak,ütü ütülemek vs. bu gibi durumlarda kişi kendisinin sevildiğini kendisine ve ortamına hizmet edildiği zaman anlar. Ricalar sevgiye yön verir ama talepler sevginin akışını durdurduğu için isteklerinizde rica etmeyi ihmal etmeyiniz.

FİZİKSEL TEMAS

Çocuk gelişim alanlarında çok sayıda araştırma şu sonucu vermiştir. Kucaklanan ve öpülen çocuklar uzun zaman süreçlerinde fiziksel temastan mahrum bırakılmış çocuklara nazaran daha sağlıklı bir duygusal yaşam geliştiriyorlar. Fiziksel temas evlilikte sevgiyi iletmek için güçlü bir araçtır. Öpme,sarılma,cinsel ilişki,fiziksel temasta ileti güçlüdür. Dilin ucu,parmakların ucu, burun ucu dokunmaya çok duyarlı olan yerlerdir. Ama omuzların arkası en az duyarlı olan yerlerdir.


Fiziksel temas 2 ye ayrılır,
 
Örtülü temas:

Vücudunuzu çaktırmadan sürtmek,elini omzuna koymanız.
 
Aşikar temas:

Bilerek temastır. Masaj elle tutma masaj vs.
El tokalaşmaları da bir nevi teminattır. Vücut dokunulmak için vardır. Kriz zamanlarında neden iç güdüsel olarak,birbirimiz kucaklarız. Çünkü fiziksel temas sevgiyi güçlü olarak ilettiği için.

NOT:


Yukarıda saymış olduğumuz 5 sevgi dilini iyice anlamış bulunuyorsunuz ama burada unutulmaması gereken en önemli nokta,her insanın farklı sevgi dili olacağıdır.
Eşiniz için 1. sevgi dili nitelikli beraberlikken arkadaşınız için de 1.sevgi dili onay sözleri olabilir. Erkek için 1. sevgi dili hizmet davranışları iken kadın için armağan alma 1. sevgi dili olacaktır.

KARŞINIZDAKİNİN BİRİNCİL SEVGİ DİLİNİ
VE KENDİ SEVGİ DİLİNİZİ
NASIL KEŞFEDECEKSİNİZ ?

Eşinizin en çok hangi yönünü eleştiriyorsanız,hangi davranışlarından rahatsız oluyorsanız yaptığı ve yapmadığı davranışlar sizin sevgi dilinizi öğrenme açısından yardımcı olacaktır.


Evlendiğinizde geriye dönüp baktığınızda, şu soruyu sormanız gerekmektedir. Bugüne kadar eşimden ben en çok ne istedim?


Sizin eşinize yaptıklarınız ve yapmaktan hoşlandığınız davranışlar çünkü yaptığınız muhtemelen size yapılmasından hoşlandığınız demektir.


Sizi inciten eşinizin davranışları nelerdir?
Eşinizden en çok neyi ister ve rica edersiniz?

2 türlü insanın 1. sevgi dilini tespit etmekte zorlanırız:

sevgi deposu, uzun süredir dolu olan kişiler,

sevgi deposu, sevildiğini hissetmeyecek kadar boş olan kişiler


Farklı kategorilerde testlere Gary Chapman'ın kendi sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kişilik Testi

Bu test birçok profesyonel kuruluş tarafından insanların iç dünyalarını ve insanlarla ilişkilerini değerlendirmek için kullanılmaktadır. Testin sonuç kısmına bakmadan hemen çözmeye başlayınız. Cevapları geçmişinize göre değil, şimdiki durumunuza göre veriniz.


1. Kendinizi ne zaman en iyi hissedersiniz?
(a) Sabahları
(b) Öğlenden sonra ve akşama doğru
(c) Gecenin ilerleyen saatlerinde

2. Nasıl yürürsünüz?
(a) Hızlı ve uzun adımlarla
(b) Hızlı ve kısa adımlarla
(c) Normalden yavaş ve etrafa bakınarak
(d) Yavaş ve başı eğik
(e) Çok yavaş

3. İnsanlarla konuşurken
(a) Kollarımı göğsümde katlamış olarak dururum
(b) Ellerimi sıkarım
(c) Bir veya iki elimi belime koyarım
(d) Konuştuğum insanlara dokunur veya ittiririm
(e) Kulağımla oynar, çeneme dokunur veya saçımı
düzeltirim

4. Dinlenirken nasıl oturursunuz?
(a) Dizler katlanmış ve bacaklar birbirine bitişik olarak
(b) Bacaklar çaprazlanmış olarak
(c) Bacaklarımı uzatarak
(d) Bir bacağımı altıma katlayarak

5. Çok hoşunuza giden bir şey olduğunda ne yaparsınız?
(a) Büyük bir kahkaha atarım
(b) Gülerim ama fazla sesli değil
(c) Bir kerelik gülerim
(d) Sessizce gülümserim

6. Bir partiye veya sosyal etkinliğe katıldığınızda
(a) Herkes sizi fark edecek şekilde gürültülü bir giriş mi yaparsınız?
(b) Sessiz bir giriş yapıp etrafınızda tanıdığınız birilerine mi bakınırsınız?
(c) Çok sessizce girip kimsenin sizi fark etmemesine mi gayret edersiniz?
 
7. Çok zor bir işe dikkatinizi vermişken rahatsız ediliyorsunuz.Ne yaparsınız?
(a) Bölünmeyi memnuniyetle karşılarım
(b) Aşırı derecede rahatsız olurum
(c) Belli olmaz.Bu iki uç arasında değişken davranışlar gösteririm

8. En çok hangi rengi seversiniz?
(a) Kırmızı veya portakal rengi
(b) Siyah
(c) Sarı veya mavi
(d) Yeşil
(e) Koyu mavi veya mor
(f) Beyaz
(g) Kahverengi veya gri

9. Yatakta uyumadan önceki birkaç dakikada
(a) Sırt üstü yatıp uzanırsınız
(b) Karnınızın üstüne yatıp uzanırsınız
(c) Hafif kıvrılmış olarak yan tarafınıza yatarsınız
(d) Başınızı bir kolunuzun üzerine koyarsınız
(e) Başınızı yorganın altına kapatırsınız

10. Rüyanızda genellikle
(a) Düşersiniz
(b) Kavga eder veya tartışırsınız
(c) Birilerini veya bir şeyler ararsınız
(d) Uçar veya yüzersiniz
(e) Genelde rüya görmezsiniz
(f) Rüyalarınız daima hoştur

Puan Hesabı

1.
(a) 2
(b) 4
(c) 6

2.
(a) 6
(b) 4
(c) 7
(d) 2
(e) 1

3.
(a) 4
(b) 2
(c) 5
(d) 7
(e) 6

4.
(a) 4
(b) 6
(c) 2
(d) 1

5.
(a) 6
(b) 4
(c) 3
(d) 5
(e) 2

6.
(a) 6
(b) 4
(c) 2

7.
(a) 6
(b) 2
(c) 4

8.
(a) 6
(b) 7
(c) 5
(d) 4
(e) 3
(f) 2
(g) 1

9.
(a) 7
(b) 6
(c) 4
(d) 2
(e) 1

10.
(a) 4
(b) 2
(c) 3
(d) 5
(e) 6
(f) 1

Şimdi puanlarınızı toplayınız.

60 PUAN VE ÜZERİ:
İnsanlar sana kırılgan bir eşya muamelesi yapıyorlar. Kibirli, bencil ve aşırı baskın birisi olarak görülüyorsun. İnsanlar size hayranlık duyup sizin gibi olmak isteyebilirler ama size her zaman güvenmezler ve sizinle çok yakın ilişkide olmaktan kaçınırlar.

51 – 60 PUAN:
insanlar sizi heyecan verici, havai, düşüncesiz yapıda, doğal liderlik
özellikleri olan, her zaman doğru olmasa da hızlı karar veren birisi olarak tanırlar. Seni cesur, maceraperest birisi olarak tanırlar; her şeyi bir kez denemek isteyen, macera yaşamak için fırsatları kaçırmayan birisi.. Yaydığınız heyecandan dolayı insanlar sizinle ayni iş yerinde yasamaktan zevk alırlar.

41 – 50 PUAN:
İnsanlar sizi taze, canlı, çekici, eğlendirici, pratik ve daima ilginç
birisi olarak görürler; her zaman ilgi odağı olan ama çok aşırıya kaçmayacak kadar da dengeli birisi.. İnsanlar sizi ayrıca iyiliksever,
düşünceli, anlayışlı ve kendilerini neşelendiren ve rahatlatan birisi
olarak tanırlar.

31 – 40 PUAN:
İnsanlar sizi mantıklı, ihtiyatlı, dikkatli ve pratik birisi olarak görürler. Sizi zeki, yetenekli ve hünerli ama alçak gönüllü olarak tanırlar. Çok hızlı arkadaşlık kurmayan, ama arkadaşlarına karşı çok sadık olan ve onlardan da aynı şeyi bekleyen birisiniz


Kaynak: www.kendinigelistir.com

Jung'un Kişilik Tiplemesi Testi




Jung'un Kişilik Tipleri Kuramı temel alınarak hazırlanan bu test,28 ifadeden oluşmaktadır.
Test dışadönüklük-içedönüklük,duyumsama-sezme,düşünme-hissetme,yargılama-algılama olmak üzere 4 boyut üzerinden kişilk tipinizi belirlemeyi amaçlamaktadır.

Jung Kişilik Tiplemesi testini yaparak öncelikle kendimizin daha sonra da diğer insanların ve onların davranışlarını neyin motive ettiğini,yaşamımız boyunca yaptığımız işlerle ne kadar uyumlu olduğumuzu veya olacağımızı daha iyi şekilde anlamamız mümkün olmaktadır.
Her bir durum betimlemesini okuyun ve size daha uygun gelen seçeneği işaretleyin.

Testi çözmek için tıklayın

6 Ocak 2011

Aptal Puma Sendromu


Pumayı bilirsiniz, hani vahşi kedilerin uzak atalarından, yaklaşık iki metre uzunluğundaki benekli yırtıcı.
Birçok özelliği ile ünlüdür bu ormanların harika kedisi. Ama en çok da hızlı ve kıvrak koşusu ile tanınır. Avının peşine düştüğü andan itibaren giderek hızlanan ve vücudunun tüm eklem ve kaslarını ortaya koyan hareketlerini seyretmek bir zevktir. Bu ölüm koşusu bazen pumanın, bazen ise hayatı için koşan kurbanın zaferi ile sonuçlanır.
 

Peki, bir puma avının peşinden ne kadar koşar?
İşte ormanların vahşi avcısını uygarlıkların kurucusu insana örnek yapacak olan da pumanın bu özelliğidir. 


Puma avının peşinden sürdürdüğü "ölüm koşusunu" her zaman avının cüssesine göre ayarlar. Yani bir ceylan ele geçirmek için koştuğu süre ile, bir tavşanın peşinden geçirdiği süre asla aynı değildir. Çünkü puma akıllı bir hayvandır ve koşarken harcadığı enerji miktarı, avdan elde edeceği potansiyel enerji miktarını aştığı anda puma koşmaktan vazgeçer. Yenilgiyi kabul edip başka av arar. Bu nedenle ceylanın peşinden fazla, tavşanın peşinden çok daha az koşar.
 

İşte "aptal puma sendromu" bunun tersini yapan insanların ruh halini ifade etmek için, yani bir tavşanın peşinden yıllarca koşan, sonra da yakaladığı avı bir öğünde bitiren akılsızlar için kullanılır. Başarının sırrı pumalıktan, yani harcanan emek, ulaşılan sonuç ilişkisindeki dengeyi iyi saptamaktan geçiyor.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More