Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

29 Mayıs 2011

Mandıra Filozofu Mustafa Ali

Mandıra Filozofu Mustafa Ali'den kapitalist düzen hakkında çarpıcı açıklamalar...



28 Mayıs 2011

Erkekler İçin 5 Sevgi Dili

Gary Chapman'ın 5 Sevgi Dili kitabının sonunda yer alan bu testi olduğu gibi buraya aktardım.Bu testi çözerek sevgi dilinizi öğrenebilir ve daha mutlu ve tatmin edici ilişkiler yaşayabilirsiniz. 

Kitaptaki konuları kısaca ele alan daha önceden yazmış olduğum yazıya buradan ulaşabilirsiniz.


1.Eşimin sevgi notları bana kendimi iyi hissettirir. A
   Eşimin bana sarılmasından çok hoşlanırım.    E

2. Eşimle yalnız kalmayı severim. B
    Eşim bahçe işlerinde yardım ettiğinde sevildiğimi hissederim. D

3. Eşimden özel hediyeler almak beni mutlu eder.  C
    Eşimle uzun yolculuklara çıkmayı severim.        B

4. Eşim çamaşırları yıkadığında sevildiğimi hissederim. D
    Eşim bana dokunduğunda çok hoşuma gider.           E 

5. Eşim kolunu omzuma attığımda sevildiğimi hissederim. E
    Beni hediyeleriyle şaşırttığında, eşimin beni sevdiğini hissederim. C

6. Eşimle her yere gitmeyi severim. B
    Eşimin elini tutmaktan hoşlanırım.  E

7. Eşimin bana verdiği hediyeler benim için çok değerlidir. C
    Eşimin beni sevdiğini söylemesinden hoşlanırım. A

8. Eşimin bana yakın oturmasını severim.        E
Eşim bana iyi göründüğümü söylediğinde çok hoşuma gider.   A

9. Eşimle birlikte zaman geçirmek beni mutlu eder. B
Eşimden gelen en küçük hediye bile benim için önemlidir. C

10. Eşimin bana benimle gurur duyduğunu söylediğinde sevildiğimi hissederim. A
      Eşim benim için yemek yaptığında beni sevdiğini bilirim. D


11. Ne yaparsak yapalım, eşimle bir şeyler yapmayı severim. B
      Eşimden gelen destekleyici yorumlar, kendimi iyi hissettirir.A

12. Eşimin benim için yaptığı küçük şeyler, söylediklerinden daha anlamlıdır. D
      Eşime sarılmayı severim.E

13. Eşimin övgüleri benim için çok önemlidir. A
      Eşimin bana sevdiğim hediyeler alması benim için çok önemlidir. C

14. Eşimle birlikte olmak bana kendimi iyi hissettirir. B
      Eşim sırtımı okşadığında çok hoşuma gider. E

15. Eşimin başarılarıma gösterdiği tepkiler benim için çok cesaret vericidir. A
      Eşimin nefret ettiğini bildiğim bir şeyde bana yardım etmesi benim için çok anlamlıdır.D

16.Eşimin öpücüklerinden asla bıkmam. E
Eşimin yapmayı sevdiğim şeylerle ilgilenmesine gerçekten bayılırım. B

17.Eşimin projelerimde yardımcı olacağına güvenirim. D
Eşimin bir hediyenin paketini açarken hâlâ heyecanlanırım. C

18.Eşimin görünüşümle ilgili iltifat etmesi hoşuma gider. A
Eşimin fikirlerimi dinlemesi ve yargıda bulunmakta veya eleştirmekte acele etmemesi benim için önemlidir. B

19.Yakınımda olduğunda eşime dokunmaktan kendimi alamam. E
Eşim bazen benim için bir şeyler yapar ve bu çok hoşuma gider. D

20.Eşim bana yardım etmek için yaptığı her şeyde ödülü hak eder. D
Eşimin hediyelerinin ne kadar düşünceli olduğunu görünce şaşırıyorum. C

21.Eşimin ilgisinin üzerime odaklanması hoşuma gidiyor. B
Evi temiz tutmak önemli bir hizmet eylemdir. D

22.Eşimin doğum günümde bana ne alacağını görmek için sabırsızlanıyorum. C
Eşimin kendisi için önemli olduğumu söylemesinden asla bıkacağımı sanmıyorum. A

23.Eşim hediyeler alarak bana sevgisini gösterir. C
Nereye gittiğimiz fark etmez,eşimle birlikte bir yerlere gitmeyi severim.D

24.Ben konuşurken eşim asla sözümü kesmez ve bu çok hoşuma gider. B
Eşimden hediye almaktan asla bıkmam. C

25.Eşim ne zaman yorgun olduğumu bilir ve nasıl yardımcı olabileceğimi sorar. D
Nereye gittiğimiz fark etmez,eşimle birlikte bir yerlere gitmeyi severim.B

26.Eşimle sevişmeye bayılırım. E
Eşimden sürpriz hediyeler almak hoşuma gider. C

27.Eşimin teşvik edici sözleri güvenimi artırır. A
Eşimle birlikte film seyretmeye bayılırım. B

28.eşimin bana verdiklerinden daha iyi hediyeler düşünemem. C
Ellerimi eşimden uzak tutamıyorum. E

29.Yapacak başka işleri olmasına rağmen eşimin bana yardım etmesi benim için çok anlamlıdır. D
Eşim bana beni takdir ettiğini söylediğimde,kendimi gerçekten iyi hissederim.A

30.Bir süre ayrı kaldıktan sonra eşime sarılıp onu öpmekten kendimi alamam. E
Eşimin bana inandığını söylediğini duymaya bayılırım. A
SONUÇ
A:      B:      C:      D:      E:
A onaylayıcı kelimeler B kaliteli zaman C hediye almak D hizmet eylemleri E fiziksel temas
Profil puanınızı yorumlamak ve kullanmak
Baskın sevgi diliniz,en yüksek puanı toplayandır.eğer sevgi dillerinden ikisinin puanı aynıysa iki tane baskın sevgi diliniz var demektir.
Eğer sevgi dilinin puanları,birinci sıradakine yakınsa ama eşit değilse,iki sevgi dili de sizin için önemlidir.Herhangi bir sevgi dili için olası en yüksek puan 12 dir.
Sevgi dillerinden bazılarında puanınız diğerlerinden daha yüksek olabilir ama diğerlerini önemsiz olarak görmeyin.eşiniz sevgisini o dillerde ifade ediyor olabilir.









   





Kadınlar için 5 Sevgi Dili

 Gary Chapman'ın 5 Sevgi Dili kitabının sonunda yer alan bu testi olduğu gibi buraya aktardım.Bu testi çözerek sevgi dilinizi öğrenebilir ve daha mutlu ve tatmin edici ilişkiler yaşayabilirsiniz. 

Kitaptaki konuları kısaca ele alan daha önceden yazmış olduğum yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

1. Eşimden sevgi dolu notlar almak beni iyi hissettirir. A
Eşimin sarılmalarını severim. E
2. Eşimle yalnız kalmaktan hoşlanırım. B
Eşim arabamı yıkadığında sevildiğimi hissederim. D

3. Eşimden özel hediyeler almak beni mutlu eder. C
Eşimle uzun yolculuklara çıkmayı severim. B
4. Eşim çamaşır yıkarken bana yardımcı olduğunda sevildiğimi hissederim. D
Eşim bana dokunduğunda sevildiğimi hissederim. E

5. Eşim kolunu omzuma koyduğunda sevildiğimi hissederim. E
Eşimin beni sevdiğini hediye alarak bana sürpriz yapmasından bilirim. C

6. Eşimle her yere gitmekten hoşlanırım. B
Eşimin elini tutmaktan hoşlanırım. E

7. Eşimin bana aldığı hediyelere değer veririm. C
Eşimin beni sevdiğini söylemesinden hoşlanırım. A

8. Eşimin bana yakın oturmasını severim. E
Eşim iyi göründüğümü söylediğinde hoşuma gider. A
9. Eşimle birlikte zaman geçirmek beni mutlu eder. B
Eşimden aldığım en küçük hediye bile benim için çok önemlidir. C

10. Eşimin benimle gurur duyduğunu söylemesi, bana sevildiğimi hissettirir. A
Eşim yemekten sonra sofrayı toplamama yardım ettiğinde, beni sevdiğini bilirim. D

11. Ne yaparsak yapalım, eşimle birlikte bir şeyler yapmayı severim. B
Eşimden gelen destekleyici yorumlar bana kendimi iyi hissettirir. A

12. Eşimin benim için yaptığı küçük şeyler bana söylediklerinden daha çok şey ifade eder. D
Eşime sarılmayı severim. E

13. Eşimin övgüleri benim için çok değerlidir. A
Eşimin bana sevdiğim hediyeleri bana alması benim için çok önemlidir. C

14. Eşimle birlikte olmak bana kendimi iyi hissettirir. B
Eşim sırtımı okşadığında çok hoşuma gider. E

15. Eşimin başarılarıma gösterdiği tepkiler beni çok cesaretlendirir. A
Eşimin kendisinin hoşlanmadığı bir konuda bana yardım etmesi benim için çok anlamlıdır. D

16.Eşimin öpücüklerinden asla bıkmam E
Eşimin yapmayı sevdiğim şeylerle gerçekten ilgilenmesine bayılırım B

17.Eşimin projelerimde yardımcı olacağına güvenirim D
Eşimden aldığım bir hediyenin paketini açarken heyecanlanırım C

18.Eşimin görünüşümle ilgili iltifat etmesi hoşuma gider A
Eşimin fikirlerimi dinlemesi ve fikirlerime saygı duyması hoşuma gider B

19.Yakınımda olduğunda eşime dokunmaktan kendimi alamam E
Eşim bazen benim için bir şeyler yapar ve bu çok hoşuma gider D

20.Eşim bana yardım etmek için yaptığı her şeyde ödülü hak eder D
Eşimin hediyelerinin ne kadar düşünceli olduğunu görünce şaşırıyorum C

21.Eşimin ilgisinin üzerime odaklanması hoşuma gidiyor B
Eşimin evi temizlememe yardım etmesine bayılırım D

22.Eşimin doğum gününde bana ne alacağını görmek için sabırsızlanıyorum C
Eşimin kendisi için önemli olduğumu söylemesinden asla bıkacağımı sanmıyorum A
23.Eşim hediyeler alarak bana sevgisini gösterir C
Eşim,ben istemek zorunda kalmadan yardım ederek bana sevgisini gösterir D

24.Ben konuşurken eşim asla sözümü kesmez ve bu çok hoşuma gider B
Eşimden hediye almaktan asla bıkmam C

25.Eşim ne zaman yorgun olduğumu bilir ve nasıl yardımcı olabileceğimi daima sorar D
Nereye gittiğimiz fark etmez,eşimle birlikte bir yerlere gitmeyi severim B

26.Eşime sokulmaya bayılırım E
Eşimden sürpriz hediyeler almak hoşuma gider C

27.Eşimin teşvik edici sözleri güvenimi artırır A
Eşimle birlikte film seyretmeye bayılırım B

28.Eşimin bana verdiklerinden daha iyi hediyeler düşünemem C
Eşimin  sürekli bana dokunması hoşuma gider E

29.Yapacak başka işleri olmasına rağmen eşimin bana yardım etmesi benim için çok anlamlıdır D
Eşim bana beni takdir ettiğini söylediğinde ,kendimi gerçekten iyi hissederim A

30.Bir süre ayrı kaldıktan sonra eşime sarılıp onu öpmekten kendimi alamam E
Eşimin bana beni özlediğini söylediğini duymaya bayılırım A

SONUÇ

A:      B:      C:      D:      E:

A onaylayıcı kelimeler B kaliteli zaman C hediye almak D hizmet eylemleri E fiziksel temas

Profil puanınızı yorumlamak ve kullanmak

Baskın sevgi diliniz,en yüksek puanı toplayandır.eğer sevgi dillerinden ikisinin puanı aynıysa iki tane baskın sevgi diliniz var demektir.
Eğer sevgi dilinin puanları,birinci sıradakine yakınsa ama eşit değilse,iki sevgi dili de sizin için önemlidir.Herhangi bir sevgi dili için olası en yüksek puan 12 dir.
Sevgi dillerinden bazılarında puanınız diğerlerinden daha yüksek olabilir ama diğerlerini önemsiz olarak görmeyin.eşiniz sevgisini o dillerde ifade ediyor olabilir.



22 Mayıs 2011

Martin Seligman'dan Pozitif Psikoloji Üzerine

 TED, Technology-Entertainment-Design kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve her sene dünyada paylaşmaya değer fikirler üreten kişilerin kısa sunumlar yaptığı ve benim büyük zevk alarak takip ettiğim bir seminerler dizisi aslında.

Benim aklıma gelen sunum, 2004 yılında Pozitif Psikoloji kurucusu Psikolog Martin Seligman tarafından yapılmış. Martin Seligman, psikoloji biliminin hastalıklara yoğunlaşmasına karşı olarak şu temellere dayanan pozitif psikolojiyi kurmuş: Psikoloji bilimi; İnsanların zayıflıklarıyla olduğu kadar güçlü yönleriyle de ilgilenmelidir, hayattaki en kötü şeyleri tedavi etmeyle uğraştığı kadar en iyi şeylerin oluşturulmasına da yardımcı olmalıdır, hasta insanları tedavi etmekle ilgilendiği kadar normal insanların hayatlarını doyuma ulaştırmalarıyla da ilgilenmelidir.

Bu yaklaşım sonucu ortaya çıkan ana sorulardan biri tabi ki de insanları ne mutlu eder sorusu olmuş. Seligman’ın mutlulukla ilgili üç ana hayat tarzını tespit etmiş. Birincisi, benim tatlı hayat diye çevireceğim(pleasurable life) ve amacı mümkün olduğunca çok keyifli ve zevkler yaşamak olan yaşam tarzı. Çikolata yemek, daha çok seks, gezmek, alışveriş aklınıza ne gelirse. Bu yaklaşımdaki temel sorun ise bu aktiviteleri yaptıkça bunların alışkanlığa dönüşme hızı artıyor ve gitgide daha az zevk almaya başlıyorsunuz. Şöyle düşünün, canınızın çok istediği bir tatlıyı yemekle elde ettiğiniz mutluluk, porsiyon sayısı arttıkça düşmez mi? (Aman tanrım kilolarca hiç sıkılmadan şundan bundan yerim ben diye bağırmayın, ciddi bir şey konuşuyoruz, dürüst olun!).

İkinci mutlu yaşam tarzı ise, iyi hayat(good life) diye tanımladıkları ve kendinizi kaptırdığınız anların yoğun olduğu yaşam tarzı. Benim kendinizi kaptırma diye adlandırdığım olayı çok yoğun konsantrasyon yaşadığınız, zamanın sizin için durduğu bir akış hali(flow) olarak tanımlanıyor. Gerçekten severek ve kendimizi vererek yaptığımız her iş bu kategoriye giriyor. Bu akış halinin özelliği bu durumda öyle mutluluktan kahkalar atmamız değil, aksine hiçbir şey hissetmemiz. Örnek olarak çok sevdiğiniz bir parçayı dinlerken müzikle bir olmak verilebilir.

Son yaşam tarzı ise anlamlı hayat (meaningful life) olarak çevrilebilir ve sizden daha büyük bir amaç uğruna çalıştığınız hayatları kapsıyor. Yani hayatınıza anlam katacak bir uğraşınız, amacınız olması olarak özetlenebilir. Sonuçta binlerce hastadan ve veriden oluşan bir araştırma yaparak Yaşam tatminini bu üç tarzın fonksiyonu olarak hesaplamaya çalışmışlar. Çıkan sonuca göre, yaşam tatminini en çok etkileyenler anlamlı hayat ve iyi hayat olmuş. Mutluluk için tavsiye edilen, hayatta güçlü yönlerinizi ve kendinizi ait hissettiğiniz işleri tespit ederek hayatınızı onlara göre şekillendirmeniz.

Kaynak : http://kutusuzkutkut.wordpress.com/


21 Mayıs 2011

Cesur Sorular

 Cesur Sorular kitabından önemli bulduğum bazı yerleri bu yazıda bir araya getirdim.

Kendinize şefkat dolu bir kabulle yaklaşmak,kendinizle sevecen bir ilişki kurmak kendini tanıma sürecini daha etkin ve kolay kılar.

Hoşlanmadığımız bütün davranışlarımızın hemen değişmesini istiyoruz,bu davranışlarımızın ve yaklaşımlarımızın,alışkanlıklarımızın ne kadar uzun süredir tekrar edilerek zihnimize ve bilinçaltımıza kazınmış olduğunu yadsıyarak.
İnsanları mutlu etmenin en kolay yolu, kendini mutlu etmektir.

Asırlardan beri bilgeler, mutlu ve anlamlı bir yaşamın anahtarlarını 3 aşamada anlatırlar:

         Kendini bil
         Kendini gerçekleştir
         Kendin ol

Yaşamınızda  karşılaştığınız her durum,elde edilen her sonuç yanında bir zarfla gelir.
Eğer dinlemezseniz zarfınızı açmazsanız,siz duyana,anlayana ve bütün bu durumların altındaki o temel sorunu bulana ve çözene kadar aynı dersler,aynı mesajlar,aynı olaylar,aynı insanlar tekrar etmeye devam eder.

Mesaj ilk geldiğinde bir fırsattır.
Eğer ilgilenmeseniz yapılacaklar listesinde yerini alır.Yine ilgilenmeseniz durum haline gelir oradan da gideceği yer problemler alanıdır.
Eğer problemken de ilgilenmeseniz kriz haline gelir ki o zaman artık ilgilenmek zorunda kalırsınız.

Mücadele ettiğiniz, hayır dediğiniz şey siz isteseniz de istemeseniz de gerçekleşti ve siz onu değiştiremezsiniz.
Onunla mücadele etmek,kabullenmemek ve inkar etmek bu durumdan en iyi şekilde çıkmanız için ihtiyaç duyduğunuz enerjinizi boşa harcamaktan başka bir şey değildir.

İyi bir insanım diye başıma kötü olaylar gelmeyeceğini beklemek, vejetaryenim diye boğaların bana saldırmayacağını beklemekten farksızdır.

Bir sürprizin veya beklenmeyen bir olayın suçlusunu arayarak ondan nasıl kurtulacağınızı düşünerek,planınızı tekrar nasıl yaşama döndüreceğiniz konusunda endişelenerek bir ömür harcayabilirsiniz.
Bu olaya en iyi uyum sağlamak ve ondan en az yarayla çıkmak veya en büyük kazancı sağlamak için planlarımı nasıl değiştirebilirim ve nasıl uyum sağlayabilirim diye sordunuz mu? Bu olay ,bana daha önce mevcut olmayan hangi fırsatları yaratıyor,hiç merak ettiniz mi?

İhtiyaç duyduğumuz enerjiyi biz farkında olmadan çalan üç tane önemli enerji hırsızı var:
         Tamamlanmamışlıklarımız
         Tolerasyonlarınız
         Ertelemeleriniz

Tamamlanmamışlıklarımız

Yaşamımızda küçük büyük önemli önemsiz yarım kalmış nokta konmamış,sonlandırılmamış her konu,iş,şey,ilişki

Örneğin; Kilometresi geldiği halde arabanızın yapılmamış bakımı,parasını ödediğiniz halde yılda toplam 4 kez gittiğiniz spor salonu,işyerinde size kendi işlerini yıkan arkadaşınıza hayır diyememek…

Bunları yaşamdan çıkarmanın birinci şartı, onları fark ve kabul etmektir.Hiçbir zaman sahip olmadığımız bir şeyi atamaz, bırakamaz veya ondan vazgeçemeyiz.Bu nedenle önce tamamlanmamışlıklarımızı sahiplenmemiz gerekiyor.

Sorular

         Neden buna katlanıyorum? Neden bu tamamlanmamışlık yaşamımda var?
         Bunu ortadan kaldırmak için ödeyeceğim bedel ne?
         Bunu ortadan kaldırmazsam ödeyeceğim,ödemekte olduğum bedel ne?

Çok yüksek standartlara sahip bazı insanların yaşamlarında kalite bulamamaları size de ilginç gelmiyor mu? 
Bize ait olmayan ihtiyaçları karşılayabilmek için sevmediğimiz yaşamlar yaşamanın maalesef böyle bir sonucu oluyor. 

Evinizdeki bilgisayarınızda virüs koruma programı var mı? 
Maalesef zihninizde yok! Şimdi beni iyi dinleyin: bilgisayarınıza virüs bulaşmış! Bu içi boş, deneyimle desteklenmeyen kavramların birçoğu dil yoluyla zihinlerimize bulaştırılan virüsler gibi.Bazılarımız için bu virüsler bilgisayarımızı ciddi şekilde yavaşlatırken bazılarımız için sistemi tamamen kilitleyip durma noktasına getirebiliyor.Bazılarımız girdiği döngüden hiçbir şekilde çıkamıyor hep aynı virüs çalışıp duruyor hep benzer ilişkiler,benzer iş problemleri içinde dönüp duruyor.

İnsanlara neye ihtiyacınız olduğunu söyleyebilmeniz ve bunları onlardan talep etmeniz başlangıçta cesaret isteyen bir iş gibi gözükebilir.
Ancak bence bu ihtiyaçlar mevcut değilmiş gibi yaşamak çok daha büyük bir cesaret.
Bu bombanın ne zaman patlayacağı ve ne gibi hasarlara yol açacağı bilinemez.

Başkalarının bizi inciten davranış ve isteklerine sınır koyamamak başlı başına karşılanmamış ihtiyaçlardan kaynaklanıyor olabilir ve bu durum kendi kendini besleyen bir probleme yol açabilir.
Eğer sınırlarınızı belirler ve uygularsanız onların çiğnenmesine izin vererek ulaşmaya çalıştığınız her şeye çok daha kolay ulaşabilirsiniz.
Bu sınırlarınızı belirlerken yapmanız gereken ihtiyacınızın şimdiye kadar karşılanmamış olmasında hangi kişisel sınırlarınızın zayıf olmasının katkıda bulunduğunu sorgulamak.

Eğer isteklerinizi elde ederseniz yaşamınızda yarattıklarınızla başa çıkabilecek misiniz ? Evren sadece bir ayna ve ondan istediklerimizi alabilmem için öncelikle içine onları bizim koymamız gereklidir.
İnsanın gelişmesi ve büyümesi,kendisinin gözlerden saklı olan karanlıkta kalan yanlarının ortaya çıkmasıyla olur.

‘Kızım sigara içme sağlığa çok zararlı’ diyen bir anneye ‘ sağol anne ya ben biliyorsun kara cahilim pek zeki de değilim,yararlı sandığım için içiyorum bu sigarayı!’ diye alaycı yanıt verse haklı değil mi kızı!
Burada fark edilmesi gereken şey, konunun sigaranın yarar veya zararından hatta sigaranın kendisinden çok daha farklı bir şey olduğudur.Anne,bir yanda büyümeye başlayan kızı üzerinde otoritesini kurma ihtiyacı,kızının gerçekten hasta olması tehlikesi yüzünden kaçan uykuları,iyi anne kimliğini tehdit eden kızının kötü bir alışkanlık edinmiş olması gerçekleri ile ne kadar haklı! Ancak kızı da büyürken kendi özerkliğini ilan etme ihtiyacı,belki arkadaşları arasında kabul görmeme korkusu ve bir yandan da gerçekten sağlığını hiçe sayıyor olmanın korkusu ve hepsini ortaya koyduğu kimlik sorunu ile böyle bir tepki vermekte haklı sayılmaz mı ?

Konuşmayı öğrenmiş olmak,iletişim kurmak için yeterli değildir.Çünkü biz dili,bize konuşmak için verilmiş bir hak olarak algılıyoruz.Ancak dil bu haktan daha da büyük bir sorumluluk getiriyor bize aslında: gerçekten dinlemek.merak etmek.Karşınızdakinin hikayesini,düşüncelerini vardığı sonuçları haklı ve kendi içinde tutarlı kılan her şeyi saf bir merak içerisinde anlamaya çalışmak.Karşınızdakine sizin düşünüş tarzınızı kabul ettirmek için değil gerçekten sormak

Bu insan, bu sonuca varmak için hangi verilere,inançlara,ifade edilmemiş kurallara sahip,asıl niyeti benim algıladığımdan nasıl farklı,hangi zor duyguları ayağa kaldırıyor bu durum onun için. İnsanlara devamlı aynı şeyleri söyleyerek,onları zorlayarak,anlatarak onları değiştiremezsiniz.Değişim sürecine girebilmek için insanların en büyük ihtiyacı duyulduğunu hissetmektir.

Ne yazık ki ,çoğumuz yeteneklerimiz ve güçlü yanlarımız hakkında çok az ,bunların çevresinde yaşamımızı inşa etme konusunda ise daha da az fikre sahibiz.

Onun yerine ebeveynlerimizin,öğretmenlerimizin,yöneticilerimizin ve patolojinin cazibesi altındaki psikologlarımızın kılavuzluğunda zayıflıklarımızın uzmanı oluyoruz ve bir yanda güçlü yanlarımız uykuda ve ilgisiz beklerken yaşamımızı bu kusurlarımızı tamir etmeye çalışarak harcıyoruz.

Her şeyi bırakın,aslında neyi sevdiğinizi keşfedin.
Gerçekte neyi sevdiğinizi keşfederseniz,bütün sorunlarınız sona erecek,yaşamınızın işini bulmuş olacaksınız,para her yönden size akmaya başlayacak,hayat boyu bir daha rahatsızlık,sıkıntı yüzü görmeyeceksiniz.

Asıl özgürlük;değerlerimizden ödün vererek işgal altındaki ülkenin valisi olabilme şansınız olmasına rağmen tek başına derme çatma bir gemiye atlayıp da inandığınız değerler uğruna sonucunun ne olacağını bilmediği bir yolculuğa çıkabilmektir.

Değerlerimizin ve bütünlüğümüzün dört ayrı koruyucusu vardır ve bu dört koruyucu her karşılaştığımız seçim noktasında bize sorularını sorarlar.

İlk soruyu içimizdeki çocuk sorar.

Bize der ki ‘bu sefer bir yetişkin gibi davranacak mısın yoksa kızacak mısın,senden artık büyümeni ve kendileriyle bir yetişkin olarak ilgilenmenizi talep eden yaşam durumlarıyla karşılaştığında,çocuksu tavırlarla  gerçeklerden kaçmaya mı çalışacaksın yoksa yaratıcı her şeyin içindeki mucizeyi görebilen saf çocuğa bir şans verecek misin,bu sefer?’

Sıra içimizdeki kurbandadır: 

‘karşındakiler engeller,zorluklar ve problemler olduğunda,yaşamanın sorumluluğunu alacak mısın yoksa başkalarının ve kendinin kurbanı rolünü mü oynayacaksın?’ diye sorar,’bütünlüğün ve değerlerin için neyi göze alıyorsun ?’

Sonra kadın, erkek hepimizin psikolojisinde yaşayan fahişe alır sözü.

’kendi rahatın veya güvenliğin için,değerlerinden,bütünlüğünden,zekandan,sözünden,vücudundan ve ruhundan ne kadar ödün verebilirsin ?’ diye sorar.
‘kendine ve ait hissettiğin daha büyük gerçek ve değerlere yeteri kadar inanıyor musun ?
Garanti mi bekliyorsun,senin için önemli olan şeyler etrafında tekrar yapılandırmak için yaşamını?
Senin için doğru olanı dile getirmek ve yapmayı düşünürken aklının bir yanından bunun sana olası maliyetini de hesaplıyor musun ?’

Son olarak daha önce tanışmış olduğumuz sabotajcı gelir karşımıza.

Der ki: ‘eğer güçlü olursan eğer değişimle başa çıkabilirsen,eğer her şeyin sorumluluğunu alabilir,belirsizliğe ve maliyetlerine ,hiçbir garanti olmamasına rağmen senin için doğru ve değerli olanları öne koyabilirsen, neler yapardın ? Ne veya kim umurunda olurdu o zaman ?
 O ruhunu şekillendirecek ve derinleştirecek fırsatlara olumlu bir biçimde yanıt vermeni gerektiren değişimi yaşamına davet ettiğinde,hangi korkularınla yüzleşeceksin?
Korkularından özgürleşmenin belirsizliğine hazır mısın?’

Gerçek ihtiyaçlarımızı karşılamak için eğer biz bilinçli olarak bir şeyler yapmazsak,onlar idareyi ele alarak kendi kendilerini karşılamaya çalışıyorlar ve yaşamımızda hoşlanmadığımız durumlar yaratıyorlar.

Şu ana kadar yaptıklarınızı yaparsanız şu ana kadar elde ettiklerinize ulaşacaksınız.Eğer farklı bir şey istiyorsanız,farklı bir şey yapın.
İstenilen sonuçları hatta mucizeleri yaratmanın birinci parçası ve her şeyin başı niyettir çünkü niyet eylemi getirir.
İkinci parça inançtır.Eğer bir şeyi başaracağınıza inanmazsanız hiçbir şekilde başarılı olmanızın imkanı yoktur.
Üçünü parça ise sebattır.

Hepimiz başarılı olmanın ön koşullarından birinin hata yapmamak olduğunu sandığımız gayet anlamsız ve ciddi biçimde zararlı bir virüsle beraber yaşıyoruz.

Medya,ebeveynlerimiz,toplum,reklamlar,filmler,şarkılar,kitaplar sanki hepsi işbirliği etmiş gibi bize başarılı hissetmemiz,mutlu olmamız için nereye ulaşmamız,nelere sahip olmamız, nasıl yaşamamız gerektiğini söyleyip duruyorlar.

Hiç size çok uzun zamandır amaçladığınız bir hedefe ulaştığınızda ve ya istediğiniz bir şeyi aldığınızda hiç anlam ifade etmediğini fark ettiğiniz oldu mu?

Başarı tanımınızın sizin kendi gerçeğinize dayanmadığının en önemli belirtileri,kendinize koyduğunuz hedeflere ulaşmakta çektiğiniz güçlük,bu hedeflere uygun davranış tarzını özümseyememe ve hedeflere ulaşıldığında beklediğinizin aksine oluşan boşluk hissi.
İnsan kendisi için tanımlamadığı sürece,başarı devamlı hareket eden bir hedef oluyor ve her vardığımız durakta başarı hissinin biz gelmeden hemen önce ayrıldığını öğreniyoruz ne yazık ki.

Bir yandan potansiyelimizi kullanamamaktan,işimizin,yaşamımızın,evrenin bize olabileceğimizin en iyisi olmamız için fırsatlar vermediğinden yakınıyoruz,bir yandan da rahat ettiğimiz vasatlık alanını terk etmeye ödümüz patlıyor.Evet en iyimizi ortaya koymak istiyoruz ama bunu yaparken yorulmamak,çok fazla çalışmamak,risk almamak ve kesinlikle başarısız olmamak istiyoruz.Biz garanti istiyoruz.

Hayatı çaresizliklerle dolu bir adamın öyküsü




7 Yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.

8 Yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi. 

10 Yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı. 

17 Yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı. 

24 Yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve iki ay tek başına bir hücrede hapis yattı.

25 Yaşında sürgüne gönderildi. 

27 Yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu. 

30 Yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti. 

30 Yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı, yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı. 

37 Yaşında böbrek hastalığından viyana da iki ay hasta ve yalnız halde yattı. 

37 Yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu dağıtıldı. 

38 Yaşında savunma bakanı tarafından görevinden atıldı. 

38 Yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi yoktu ve başkasından bir redingol ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı. 

38 Yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı. 

38 Yaşında en yakın 5 arkadaşından 3'ü onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 Yaşında idam cezasına çarptırıldı. 

SONRA NE Mİ OLDU? 

42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu! 

Okuduğunuz öykü efsanevi lider Mustafa Kemal Atatürk'e aittir. Şimdi düşünün, sizin başarılı olmanızı engelleyen ama Atatürk'ün karşısına çıkmamış bir engel var mı?
Başarınızın önündeki engel ne?

Paranız mı yok?
      Atatürk'ün de yoktu!!

Sağlığınız mı bozuk?
      Atatürk'ün de bozuktu!

Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var?
      Atatürk'ün de vardı!

Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu?
      Atatürk'ü de vurdular!

Aileniz çok zengin değil miydi?
      Atatürk'ün de değildi!

Amirleriniz hakkınızı mı yiyor?
      Atatürk'ünkini de yemişlerdi!

Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip size amirlik mi yapıyor?
       Atatürk'ün de başına gelmişti!
Hakkınızda idam fermanı çıktığı için mi başarılı olamıyorsunuz?
      
Bunun başınıza geldiğini pek sanmıyoruz ama; Atatürk'ün başına bu da gelmişti!
Gündelik hayatta karşılaştığımız küçük ya da büyük kişisel sorunlar büyük başarıların önünde engel değildir.

Atatürk kişisel kurtuluş savaşı ile ülkeyi kurtarma savaşını birlikte götürebilmişti.
Ona, “Para yok” dediler, “Bulunur” dedi,
“Düşman çok” dediler, “Yenilir” dedi ve sonunda tüm dedikleri oldu.

Atatürk'ün gençliğe hitabesinde niçin, “Vazifeye atılmak için içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin” dediğini sanırım daha iyi anladınız.



Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More