Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2011

Büyü Dükkanı




Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından küçük bir ırmağın geçtiği bu vadi “Büyülü Vadi” olarak anılırdı. Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı  “Büyü Dükkanı” idi. Büyü Dükkanı’nın sahibi, ak saçlı, ak sakallı bir ihtiyardı. Burası, aynı zamanda onun yaşadığı yerdi. Bu nedenle, dükkanın dışarıdan görüntüsü tıpkı bir ev gibiydi. Üç tarafında da yeşil çerçeveli pencerelerin olduğu, tamamı ahşaptan yapılmış olan bu binaya, bir verandadan giriliyordu. İçeri girer girmez, ilginç eşyalarla donanmış oldukça geniş bir oda ile karşılaşıyordunuz. Büyük bir kütüphane, üzerlerinde çok sayıda eşyanın bulunduğu raflar, masa ve konsollar dükkanın dört bir tarafını kaplıyordu. Ancak bu kalabalık görüntü içinde çok etkileyici bir düzen göze çarpıyordu. Bütün eşyalar, belli bir estetik içinde duruyor ve bu estetik hiçbir zaman bozulmuyordu. Büyü Dükkanını çevreleyen pencereler, içerdeyken bile günün aydınlığına ve vadinin güzelliğine hakim olmanıza izin veriyordu. Dükkanın içinde, arka taraftaki bölmeye açılan bir kapı vardı. Bu bölmede mutfak, banyo ve yatak odası bulunuyordu. Dükkana gelen müşteriler, arka tarafa açılan kapıyı daima kapalı görürlerdi.
Her insanın, yaşamında çok istediği ancak sahip olamadığı bir şeyler vardır. Ya da sahip olup kaybettiği şeyler. Bazen de sahip olduğu ancak kurtulmak istediği şeyler. İşte bütün bunlar, o ülkede yaşayan insanların bir kısmı için, Büyü Dükkanı’na  gelme  nedeniydi.
Bu dükkanda, isteklerinizi sınırlamak zorunda değildiniz. Müşteriler, hayal edebildikleri her şeyi isteme ve alma hakkına sahiptiler.  Tabii, bedelini ödedikleri takdirde. Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı. Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahibiyle yaptığınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı’nda maddi bedellerin hiçbir hükmü yoktu. Bazı müşteriler bir şeye sahip olmak için denebilecek tek bedelin para olabileceği düşüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi. Oysa burada yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve pek çok müşteriyi  şaşırtırdı. Dükkan sahibi yaşlı adam, her sabah gün ağarırken kalkar, kendine büyük bir fincan kahve yapar ve bir insanın isteyebileceği her şeyin var olduğu dükkanıyla gurur duyarak kahvesini yudumlardı. Kahvenin ardından gelen zevkli bir kahvaltıdan sonra da pencerelerinin perdelerini sonuna kadar açarak, sallanan koltuğuna oturur ve içeri dolan gün ışığının yardımıyla okumaya başlardı. Büyü Dükkanı’nda satıcı olmak bilgelik isterdi. O güne kadar dükkana gelen hiçbir müşteriyi geri çevirmemişti dükkan sahibi. Herkes, çok istediği bir şeye sahip olmak uğruna onca yolu göze alarak gelir ve mutlaka alabileceği en iyi şeyi almış olarak çıkardı. Ama genellikle aldığı şey istediği şeyden çok farklı olurdu. Yaşlı adam ara sıra, okuduğu kitaptan başını kaldırır, yolu gören pencereye bir göz atardı. Eğer bir müşteri geliyorsa, onu ta uzaktan yakalayıp, dükkana yaklaşana kadar izlemeyi severdi. Bu, onun için zihinsel bir hazırlık süreciydi. Bu süre içinde zihnini, biraz sonra gelecek olan müşteriyi iyi anlayabilmek için boşaltırdı.
Sabah dışarı baktığında, yağan karın yolu iyice kapattığını gördü. Bu havda gelen giden olmaz diye düşünüp, hüzünlendi. Büyü Dükkanı, hemen her gün bir müşteri ağırlardı. Ancak, yılda birkaç kere de olsa kimsenin uğramadığı günler olurdu.
Yaşlı adam, o gününde bunlardan biri olmasından korktu. Nedense işsizlik içini ürpertmişti. Tam o sırada uzakta bir karartı gördü. Kar beyazının kamaştırdığı gözlerini kırpıştırıp tekrar baktığında, bunun yaklaşmakta olan bir insan olduğunu anladı. İçini bir sevinç kapladı. Gidip sobasına bir odun attı ve tam pencerenin karşısındaki sallanan koltuğa oturup, müşterisini beklemeye koyuldu. Kış mevsiminin bu soğuk günüde epeyce üşümüş, yorgun düşmüş olmalıydı. Kapının  önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu. İyice  kulak kabarttı. Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı. Beklediği kişinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi. Müşteri çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti yaşlı adam. Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup, bir kez daha düşünürdü. Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuştu. O gün de aynı şeyi yaptı. Sonunda kapı çalındı. Açtığındı, karşısında soğuktan kızarmış elleriyle atkısını çıkarmaya çalışan bir erkek gördü. “İyi sabahlar, girebilir miyim?” diye sordu müşteri. Dükkan sahibi, müşterisini içeri aldıktan sonra, ısınmasın için ona bir kahve ikram etti. Sessizce kahvesini içerken etrafı seyreden adam, karşısında oturan yaşlı satıcının ikna edilmesi pek güç olmayan biri olduğunu düşündü. Herhalde o da müşterisini anlar, onun haklı isteğini geri çevirmek istemezdi. Acaba Büyü Dükkanı’dan çıkarken istediği  gibi bir alışveriş yapmış olacak mıydı? Bir süre söze nasıl başlayacağını bilemedi. Belki de dükkan sahibinin bir şeyler söylemesi gerekirdi. Ancak karşısında, sabırlı bir ifade ile müşterisinin gözlerinin içine bakarak oturan satıcının, alışverişi başlatmaya niyetli olmadığını anladı. Bu sabırlı bekleyiş, onda hem cesaret hem de yumuşak bir etki yarattı. Anlaşın, başlangıç sözleri kendisinden bekleniyordu. Sonunda, fazla düşünmeden aklından ilk geçeni söyleyiverdi:
-Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya. İstediğim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda bulabileceğimi söylediler. Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım.
-İstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim?
-Bakın, ben elli beş yaşındayım. Yanı yolun yarısını geçeli çok oldu. Söylemeye dili varmıyor ama yolun sonuna yaklaştım galiba. Bu gerçeğe tahammülüm yok. Ben bugüne kadar ki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü?
-Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut. Ancak tam olarak ne isteğinizi anlayabilmem için,bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?
Dükkan  sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü. Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde birbirlerine karışarak geçip gittiler ve geride yalnızca ıssız bir hüzün bıraktılar. Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri,  yaşlı satıcının  sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi:
-Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım. Bunlar için pişmanlık duyuyorum. Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor. Paniğe kapıldım ve bir çare aramaya başladım. Dostlarımla konuşmayı denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu, yardım etmeye çalışanlar da. Ama hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün irisi bana sizden ve Büyü Dükkanı’ndan söz etti. Bunu duyar duymaz sanki içinde bir ışık yandı. Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim. Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli beş yılımı bana geri verin.
-Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı yeniden yaşamak mı istiyorsunuz?
-Elbette hayır. Söylemek istediğim bu değil. Ben yalnızca kaybettiğim yıllarımı geri istiyorum. Eğer bir şansım daha olursa aynı hataları tekrarlamayacağım.
-Herhalde bunu çok istiyorsunuz.
-Evet, hem  de her şeyimi verecek kadar.
-Peki, benim size vereceğim elli beş yılın karşılığında siz bana ne verebilirsiniz?
-Ne isterseniz?
-Sanki bunun için her şeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz.
-Hiç kuşkunuz olmasın. Şu anda sahip olduğum her şeyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri verin.
Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken, kendini sallanan koltuğunun devinimlerine bırakmıştı. Bir süre düşündü. Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini beklediğinden emindi. Büyü dükkanına gelen kişiler, yaşlı adam, pazarlığın başındaki düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı. Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu. Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin gözlerinin içine baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı:
-Beyefendi, her ne kadar siz elli beş yıl karşılığında bana her şeyinizi vermeye hazır olsanız da, ben sizden bir tek şey isteyeceğim.
-Dileyin benden ne dilerseniz.
-Belleğinizi.
-Anlamadım?
-Belleğinizi dedim. Elli beş yılın yaşantısını içinde barındıran belleğinizi istiyorum.
-Ah evet anladım. İlginç bir bedel. Kabul ediyorum. Tamam alın belleğimi.
-Emin misiniz?
-Neden olmayayım? Elli beş yıl kazanacağım.
-Belleğinizi, içindeki her şeyle birlikte bu dükkanda bırakıp gideceksiniz. Elli beş yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız. Buraya neden geldiğinizi bile.
-Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacağım. Zaten geçmişi hatırlamak istemiyorum ki!
-O halde, korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime, bir başkası size yardımcı olur.
-Hayır hayır. Emin olun ki, şu dakika belleğimi sez bırakıp elli beş yılımı geri alacağım ve dükkanınızı, bir daha dönmemek üzere terk edeceğim. Ve yine söz veriyorum, şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar etmeyeceğim.
-İsterseniz başka sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleğinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz.
Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu. Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı.
-Nasıl yani? Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım? Sizinle konuştuklarımızı bile, öyle mi?
-...................................
-Yani hiçbir şeyi mi? Buraya neden geldiğimi,sizin kim olduğunuzu ve hatta...!
-Ne yazık ki!
Yaşlı adam, şu anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu. Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma, pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı görüntüsüydü. Son sözleri  müşterisinin söylemesini istediği için bir süre sessiz kaldı ve bekledi. Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine yaradığından emindi. Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri, yaşlı satıcı için, sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun habercisi gibiydi. Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu yanıltmadı:
-Sanırım ne demek isteğinizi şimdi anlıyorum. Eğer elli beş yılın bedeli bu ise, pes ediyorum. Belleğimden vazgeçemem. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Bir kadının, çok istediği bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına. Çok ilginç bir insansınız. Bana, Büyü Dükkanı’dan almak istediğimden çok farklı bir şeyle çıkacağımı söylemişlerdi de inanmamıştım. Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için gelmiştim, ancak bugünden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum. Size teşekkür ederim.
-Bir şey değil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşça kalın.
Yaşlı adam, müşterisini gözden kaybolana dek gülümseyerek izlerken, aklından Santayana’nın bir  sözü geçiyordu:
“Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.”

Yeşim Türköz’ün Büyü Dükkanı adlı kitabından alınmıştır

13 Şubat 2011

Hastalıkların Zihinsel Nedenleri


 ADET BOZUKLUKLARI: Kadınlığı reddetme
AĞIZ RAHATSIZLIKLARI: Yeni fikirleri içine almayı reddetme, öfke ve intikam
AĞRILAR: Sevgi ve destek bulma özlemi
AIDS: Kendini savunmasız ve umutsuz hissetme, kendinden vazgeçme
AKCİĞER: Hayatı içine alma kapasitesi
ALLERJİLER: Kime karşı alerjiniz var? Kendi gücünü yadsıma
ALKOLİZM: Yetersizlik duygusu
ALZHEİMER: Dünyayı olduğu gibi kabul etmeyi reddetme,çaresizlik,öfke
ANEMİ: Evet, ama tutumu. Hayattan korkma
APANDİSİT: Hayattan korkma. Akışın önünü kesme.
ARTRİT: Cezalandırma arzusu, sevilmediğini hissetme,
ASTIM: Boğucu sevgi
ATEŞ: Yakıcı Öfke
AYAKLAR/ BACAKLAR: Gelecek, ilerleme korkusu
BAĞIRSAKLAR: Özümseme, çıkarıp atamama, eskiyi bırakamama
BASUR: Geçmişe duyulan öfke, son teslim tarihi, yetiştirememe korkusu
BAŞ AĞRILARI: Kendini eleştirme. Korku
BAŞ DÖNMESİ: Kararsızlık, dağınık düşünme
BAYILMA: Başa çıkamayıp bırakma
BEYİN FELCİ: Aileyi bir sevgi eylemi içinde birleştirme
BEYİN TÜMÖRÜ: İnatçılık. Eski düşünce kalıplarını değiştirmeyi reddetme
BOĞAZ: İfadenin yolu. Yaratıcılık kanalı
BOYUN: Farklı bakış açılarını reddetme, boyun eğmezlik, inatçılık
BÖBREK: Hayal kırıklığı, utanç, başarısızlık
BRONŞİT: Huzursuz aile ortamı
BURUN: Kendini tanımayı, kabullenmeyi temsil eder
CİLT/DERİ: Bireyselliğimizi temsil eder
CİLTTE BEYAZ BAŞLI: Çirkinliği gizleme
CİLTTE SİYAH BAŞLI: Küçük öfke patlamaları
ÇENE: Öfke, içerleme, intikam
DALAK: Sabit fikir
DEPRESYON: Sahip olma hakkı olmadığından duyulan kızgınlık,umutsuzluk
DİŞ-DİŞ ETİ: Kararlarından sevinç duymama ve kararsızlık
DİZ: Gurur, kibir ve egoyu temsil eder
DÜŞÜK: Gelecek korkusu, şimdi değil-sonra duygusu
EKLEMLER: Hayattaki yön değişikliklerine uyum
EL : Tutma, kavrama, başa çıkma
ENFEKSİYON: Sinirlenme, öfke, sıkıntı
GASTRİT: Belirsizlik, kaygı, kimi hazmedemiyorsunuz?
GÖZLER: Geçmişi, şimdiyi ve geleceği berrak görebilme
GRİP: Kitle olumsuzluk ve inançlarını benimseme, istatistiklere iananma
GUATR: Kendini engellenmiş hissetme, kendini kurban görme
KEKELEME: Ağlamasına izin verilmeme, ifade eksikliği
KEMİK SORUNLARI: Otoriteye karşı başkaldırı
KANSER: Derin bir incinme,uzun süreli kızgınlık,yiyip bitiren sır,üzüntü
KARACİĞER: Öfkeler ve ilkel duyguların deposu
LENFOMA: (HODGKİN) Yeterince iyi olamama konusunda büyük korku
İDRAR YOLU ENF: Karşı cinsten birine yada sevgiliye kızgınlık, suçlama
İSHAL: Korku, reddetme, kaçış
KALP RAHATSIZLIKLARI: Sevinçten yoksunluk, kendini yalnız hissetme
KALP KRİZİ: Para yada mevki uğruna neşe ve sevinci yok etme
KOLESTEROL: Mutluluk kanallarının tıkanması
KOLİT: Güvensizlik, bitmiş olanı bırakamama
KULAK AĞRILARI: Duymak istememe, tartışan anne baba
KULAK ÇINLAMASI: İç sesini işitmeme, dinlemeyi reddetme
LARENJİT: Konuşamayacak kadar çok kızmış olma, otoriteye içerleme
LÖSEMİ: İlhamı vahşi bir biçimde yok etme.-Ne anlamı var ki?
MENAPOZ: Artık arzu edilen biri olmadığı endişesi
MEME RAHATSIZLIKLARI: Aşırı annelik, kendini beslemeyi reddetme
MİDE RAHATSIZLIKLARI: Yeni fikir ve deneyimleri sindirememe, korku
MİGREN: Kusursuz olma isteği ile kendi üzerinde baskı, cinsel korkular
MULTİPLE SKLEROZ: Zihinsel katılık, korku
OMURGA: Hayatın deneyimlerini neşeyle taşıma yeteneği, akışa güven
OMUZ: Hayatı taşıma yada yük olarak algılama
OSTEOPOROZ: Hayatta artık hiçbir desteği kalmadığına inanma
PARKİNSON: Korku ile herkesi ve her şeyi kontrol altında tutma isteği
BAŞ PARMAK: Zeka ve endişe
İŞARET PARMAĞI: Ego ve korku
ORTA PARMAK: Öfke ve cinsellik
YÜZÜK PARMAĞI: Birleşmeler ve keder
SERÇE PARMAK: Aile ve üstlenen roller
PROSTAT: Erkekliği zayıf düşüren korkular, yaşlanma inancı
ROMATİZMA: Kendini aldatılmış, kurban hissetme
SAFRA KESESİ TAŞLARI: Katı düşünceler, suçlama,kibir
SEDEF HASTALIĞI: Kendi duygularını uyuşturma, yakma
SİNÜZİT: Yakın bir kişiye sinirlenme, çoğunlukla aile, kardeş
SİYATİK: Para ve gelecek için endişe
ŞEKER HASTALIĞI: Keşke, hayatın hiç tadı yok ki
YÜKSEK TANSİYON: Uzun süreli çözülmemiş duygusal sorun
DÜŞÜK TANSİYON: Çocukken yeterince sevgi görmeme-nasıl olsa işe yaramayacak
TIRNAK YEME: Düş kırıklığı, anne baba inadı
UÇUKLAR: Öfkeli sözcükleri kafada kurup, ifade etmeme
UR(TÜMÖR): Eski yaralar ve şokları besleme,pişmanlık, vicdan azabı
VARİS: Nefret ettiğiniz bir iş yada yerde bulunma, taşıyamama
VEREM: Bencillik ve intikam duyguları ile eriyip gitme
YATAK ISLATMA: Ana-babadan özellikle babadan korkma
YÜZ FELCİ: Öfke üzerinde aşırı kontrol
ZATÜRRE: Umutsuzluk, iyileşmesine izin verilmeyen duygusal yaralar
ZONA: Aşırı duyarlılık, korku ve gerilim

Kaynak : http://www.turgayreiki.com/forum/

28 Kasım 2010

Suyun Bilinmeyen Gücü


 Sözün Özü:Su Bilgiyi Alır ve Aldığı Bilgiye Göre Niteliğini Değiştirir. İnsanların Bilinci de Suyu Değiştirir.

Burada bahsettiğim konu Masaru Emoto’nun ‘’Suyun Bilinmeyen Gücü’’ kitabından derlenmiştir. Geniş açıklamaları ve metinde bahsedilen bir çok deneyin resimlerini bu kitapta bulabilirsiniz.Son paragrafta ise kısa bir yorumum yer almaktadır.

Japon araştırmacı Masaru Emoto bir kap içine koyduğu su örneklerini –25 0C donduruyor. -50C deki bir odada mikroskop altında suyun çözülmesini gözlemliyor. Çözülmeye başlayan su -50C ye geldiğinde , donmuş suyun yüzeyinde çok kısa bir süre için bir kristal meydana geliyor ve tam bu anda bu kristalin resmini çekiyor.

Değişik yerlerden aldığı su örneklerini bu yöntemle incelediğinde temiz suların kristal yapısının çok düzgün ve hoş bir görüntü verdiğini, kirli suların ise kristal yapılarının çok kötü olduğunu tespit ediyor.

Araştırmalarını daha da ilerletiyor ve aynı suyu farklı iki cam şişeye koyuyor ve birinin üzerine “teşekkür ederim” diğerine ise “sen aptalsın” yazan bir etiket yapıştırıyor. Teşekkür ederim yazılı şişedeki su güzel altıgen kristaller oluştururken “sen aptalsın” yazılı şişedeki su da ancak kristal parçacıkları oluştuğunu görüyor. Böylece suyun verilen bilgiyi aldığı ve aldığı bilgiye göre niteliğini değiştirdiğini tespit ediyor.

Buradan yola çıkarak suya çeşitli bilgiler vermeye, onu dondurmaya ve kristallerini fotoğraflamaya başlıyor ve ilgi çekici sonuçlar elde ediyor. Suyun olumlu sözcüklere güzel kristal oluşturarak tepki verdiğini, sanki keyifli halini ifade etmek istercesine kristallerin bir çiçek gibi açıldığını, tersine olumsuz sözcükler gösterildiğinde kristal oluşmadığı gözlemliyor.

Örneğin suya mutluluk sözcüğü gösterildiğinde güzelce kesilmiş elmaslar gibi dengeli biçimleri olan kristaller oluşturuyor. Mutsuzluk sözcüğü ise bozuk ve dengesiz kristaller oluşturuyor. Aynı suya “aferin”, “çok kötü”, “hoşlanmak”, “hoşlanmamak”, “güçlü”, “güçsüz”, “melek”, “şeytan”, “barış”, “savaş” karşıt sözcük çiftleri gösteriyor ve su ancak kendisine olumlu sözcükler gösterildiğinde kristaller oluşturuyor.

Suya teşekkür ederim sözcüğünü hangi lisanda gösterirse göstersin benzer kristal yapıyla karşıyor. Buradan da sözcüğün değil onun taşıdığı olumlu yada olumsuz bilginin su üzerinde etkili olduğu sonucuna varıyor.

Suya sevgi ve minnettarlık sözcüğü gösterildiğinde o güne kadar elde edilen en güzel su kristali resmini elde ediyor.

Yapılan araştırmalar sonucunda suyun aldığı bilgiyi yansıtacak şekilde iyileştiği yada kötüleştiğini açığa çıkarıyor.

Emoto suyu çeşitli müzik parçalarına da maruz bırakarak oluşturduğu kristal yapıları da inceliyor ve güzel müziğin, güzel kristal yapılar sergilediğini görüyor.

Bu çalışmalar Emoto’ yu %70 i su olan insanların da aldığı bilgiden etkilendiği fikrine götürüyor. İnsanın özünün su olduğu düşünülürse, suyun niteliği kendisine verilen bilgiye bağlı olarak iyileştiğine yada kötüleştiğine göre, başlıca sudan oluşan biz insanlar içinde bunun doğal sonucu iyi bilgi almak olacaktır. Bu aldığımız bilgiyle bedenimiz daha sağlıklı hale gelebilecektir. Tersine olumsuz bilgi alındığında hasta olabiliriz

Emoto suyun Hado denen bir enerji biçimine karşı duyarlı olduğunu, suyun niteliğini ve su kristallerinin oluşma biçimini etkileyenin de bu enerji biçimi olduğunu söylemektedir.

Emoto aslında Hado terimiyle varolan her şeyin sahip olduğu titreşim enerjisi ni kastetmektedir

Hado tıbbının temel ilkeleri titreşim ve rezonans üzerine kurulmuştur. Bedenin çeşitli bölümlerindeki hücresel titreşimler değişik nedenler yüzünden bozulduğunda beden bir rahatsızlık yaşayabilmektedir.

Böyle bir durum meydana geldiğinde rezonans yapması için bozulmuş hücreye bir dışsal titreşim verilebilir, böylece hücrenin kendine özgü titreşimi yeniden sağlanmış olur. Kısaca Emoto Hado tıbbını böyle açıklamaktadır.

Emoto, Hado tıbbını alternatif olarak kullanarak klasik tıbbi yöntemlerle tedavi edilemeyen hastaları tedavi etmeyi başarmıştır.

Tüm bu çalışmaları yorumladığımızda %70 i sudan oluşan insanın çevresinden gelen bilgilerden kesin olarak etkilendiğini söyleyebiliriz. .Aynı düşünce bitki ve hayvanlar içinde geçerlidir.

Çevremize yaydığımız pozitif yada negatif enerji hem kendimizi hem de çevremizi etkiler. Negatif enerji yayan bir kişi etrafından yansıyacak negatif enerji ile sonuçta kendisi mutsuz olur. Eğer çok negatif elektrik yüklü bir kişi iseniz geri yansıyan bu negatif enerji sizi sarsmayabilir. Ancak geri yansıyan bu negatif enerji, negatif enerjilere daha az muafiyet taşıyan yakınlarınızı sarsabilir. Sizde dolaylı olarak onların üzüntüleri ile üzülürsünüz.

İnsan mutluluğu da mutsuzluğu da kendi yaratır. Negatif enerjinin yansıması, insanın negatif düşüncelerinin etrafından kendisine yansımasından başka bir şey değildir. İnsan kendi kazdığı kuyuya kendi ters duyguları ile düşer.

Kaynak: Dr.Erdener ILDIZ

18 Kasım 2010

Parkinson Kanunu

Devlet bomboş bir araziye geceleri göz kulak olmasi için 500 lira maaşla bir bekçi almaya karar verir.
bir süre sonra düşünürler ve 'talimatlar olmadan bekçi isini nasil yapar?' diye bir planlama ekibi kurulur.
planlama ve talimatlar icin 750 lira maaşla 2 kişi alırlar.
...bir süre sonra planlama ekibinin işleri düzgün yapıp yapmadıklarını nasıl bileceğiz diye düsünerek 1000 lira maaşla 2 denetmen alırlar.
bir sure sonra maaşlari, sigortalari vs... nasıl hesaplanıp ödenecek diye tartışırlar. 1500 lira maaşla bir muhasebeci, bir yazıcı bir de istatistikçi alınır.
bir süre sonra tüm bunlardan kim mesul olacak diye düşünürler ve 5000 lira maaşla bir müdür, 3500 lira maaşla da 2 müdür yardımcısı alınır.
bir süre sonra ülkede kriz yaşanır ve bütçe açiklarını kapatabilmek icin bekçi işten atılır.

28 Ekim 2010

Sıradışı Sonuçlar

Melih Arat'ın Sıradışı Yaşam Becerileri kitabının sonunda yer alan  bu bölümü sizlerle paylaşmak istedim.
Kitabın özeti sayılabilecek bu liste ilginizi çektiyse bu maddelerin kitapta çok daha detaylı  ve örneklerle anlatıldığını söyleyebilirim.
Çok farklı bir bakış açısıyla yazılmış insanın ufkunu açan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Sıra dışı yaşam konusunda çok uzun süredir araştırmalar yapıyorum.
Sıra Dışı Yaşam Becerileri isimli kitabımı derlerken bu araştırmaların sonuçların bir liste haline getirebilir miyim diye düşündüm.
İlk çıkarttığım liste daha uzundu. Ancak Sıra Dışı Yaşam Becerilerinin araştırma sonuçlarını 35 maddede toplamayı düşündüm.
Bakalım siz bu sonuçlar hakkında neler düşüneceksiniz?
Düşüncelerinizi paylaşırsanız okuyacağımdan emin olabilirsiniz.

1- Farklı olmazsak, sıradan oluruz.

2- Bir işi yapmak için bizim tek yöntemi biliyor olmamız, başka yöntem olmadığını göstermez.

3- Aynı şeyi yaparak farklı sonuç alamayız

4- Hayal kurmak için enformasyon almak, enformasyon almak için denemek gerekir.

5- Geri dönüşü olmayanı deneyenin başı ciddi belaya girmiş demektir.

6- Büyük problemler ve krizler, yaratıcılığın doğum evleridir.

7- Sıradanlar; sıra üstü insanların icat ettiklerini ve ürettiklerini tüketirler.

8- Sıradanlar, sıra dışı olanların ürün ve hizmetlerini satın alırlar.

9- Yaratıcılık (bir araya getirmek) zihinsel bir kapasite değil, bir eylem kapasitesidir. En çok ve en iyi bağlamayı yapabilen en yaratıcıdır.

10- Çok uğraştığımız bir sorunu çözemiyorsak, çözüm daha sonra aklımıza gelecektir.

11- Sistemin parçalarını ince ayar uyumda bağlamazsan, sistem çalışmaz.

12- Tersini yapmayı denemek, bazen sorunları çözer.

13- Genelleme yapan, dinlemek, düşünmek, öğrenmek ve problem çözmek istemeyendir.

14- Bir şeyin göründüğü gibi olmadığını sadece araştıranlar öğrenir.

15- Her doğruyu geçerli kılan özel bir koşul seti vardır.

16- Gerçeği yansıtan enformasyona sahip olmadan sorularımızın cevaplarına ulaşılmaz.

17- Kalıcı sistemler kurmayanlar, göçebeliğin sonsuz problemlerinde boğulurlar.

18- Gelecekte kazanacaklar, gelecekte ihtiyaç duyulan yetenekleri edinenlerdir.

19- Söz ver, sözünü tut. Yazdığını yap, yaptığını yaz. Ahlaklı ol.

20- Dünya çapında bir başarı, çalıştığımız alanda küresel bir zihniyete sahip olmanın eseridir.

21- Yarattığın toplam etki, ilişkide olduğun insan sayısı ve onların etkileri kadardır.

22- Eğlenceli işler, talep görürler.

23- Projeler okullardan daha fazla kişisel öğrenme sağlar.

24- Yaşamdaki hediyeleri keşfetmeyi ve almayı öğrenmek gerek.

25- Bir şeyi reddederken dikkat et. Sana verilmiş bir hediye olabilir.

26- Her işin kendisine ayrılan zamana yayıldığını unutma. Bir gün verirsen bir günde, bir ay verirsen bir ayda (ve daha uzun zamanda) biter.

27- Daha çok iş yapacağına dair başkalarına söz ver.

28- Her hafta çalışmadığımız zamanlarda en az iki etkinliğe gidelim, insanlarla tanışalım, yeni şeyler öğrenelim.

29- Yardım edelim. Başkasına yardım eden, kendine yardım eder.

30- Başarılı olmak için odaklan, odaklan, odaklan. İki tavşanın peşinden koşan ikisini de yakalayamaz.

31- En etkili %20'yi kullan. Balonu şişirdiğimiz delik, balondan çok daha küçüktür. Etkili olan yeri bul.

32- Kaliteyi yükselterek sıra dışı olmak için ayrıntılara odaklan ve onları mükemmelleştir.

33- Mesajını farklı ulaştır. İletişim kurallarında işe yarar farklılıklar yarat.

34- Mesajını görselleştir. Öykülerle, beden diliyle, oyunlarla.

35- İnsanların var oluşlarını aşındırma. Zaten altı milyarda biriz; küçücüğüz bu evrende. O küçük varlığı da yok etme.


30 Haziran 2009

Negatif limanlardan pozitif sulara


Kişisel gelişim alanında kitaplar okumaya başladığımda ilk okuduğum kitap, Oğuz Saygın'ın yazmış olduğu Negatif limanlardan pozitif sulara kitabıydı.

Kitabın özellikle 'NLP'nin Varsayımları' bölümündeki ilkeler beni gerçekten etkilemişti.
Ülkemizde kişisel gelişime verilen önem yetersiz düzeyde olduğu gibi kişisel gelişimin işe yaramayan boş bir alan olduğunu düşünenlerin sayısı da bir hayli fazla.


Bence adı NLP olmuş kişisel gelişim olmuş bunlara çok fazla takılmadan önyargısız bir biçimde bu ilkeler üzerinde düşünmeli kendi yaşantımız üzerinden sağlamasını yapmalıyız.

Hayatımıza değer katan,ufkumuzu genişleten bilgileri başkalarının lafına bakarak kestirip atmamalı değerlendirmeye alarak karar vermeliyiz.
Ne de olsa herkes olayları kendi bakış açısıyla değerlendirip kendine göre yansıtmaktadır.

'NLP'nin Varsayımları'

İletişiminizin Anlamı Almış Olduğunuz Tepkilerdir

Dış iletişiminizin çok iyi olmasını istiyorsanız, önce iç iletişiminizi mükemmelleştirmeye çalışmalısınız. Örneğin sabah kalktığınızda kendinizi nasıl hissettiğiniz, akşama kadar sürecek davranışlarınızın bir habercisidir.

Büyük bir öfkeyle çalar saati kapayarak ve "yine Pazartesi sendromu başlıyor" diye güne başlarsanız Mörfi kanunları o gün sizin için işleyecek demektir. Ama sabah kalktığınızda kendinize "bugün benim için hangi fırsatlar var?" diye soruyorsanız, o gün sizin karşınıza
birçok fırsat çıkacaktır.

Her Davranışın Altında Pozitif Bir Amaç Yatar

Bir çok kişi ilk duydukları anda bu ilkeye hemen itiraz ediyorlar. Ben de ilk duyduğumda pek mantıklı bulmadım. "Ne yani, bir insan, bir insana hakaret ediyor veya vuruyorsa, bu davranışın altında hangi pozitif amaç var diyebilirsiniz?" Ancak burada anlatılmak istenen şey, bu davranıştaki pozitif amacın sübjektif olduğudur. Yani kişiler yaptıkları her şeyi pozitif bir amaç uğruna yaparlar. Zaten pozitif olduğuna inanmazsa yapmaz. NLP'nin bu kuralını öğrendikten sonra artık insanların her davranışının altındaki pozitif amacı aramaya başladım.

Bu kuralı isteyerek veya istemeyerek en çok uygulayan satıcılardır. Müşterinin yaptığı her davranışa ve her söze sabırla katlanırlar. Müşterinin bir velinimet olduğunu bilirler. Tüm insanların, satıcıların müşterilere olan bu tutumlarını iletişimde bulundukları herkese göstermeleri durumunda, o toplumdaki fertlerin birbiri ile ilişkileri çok mükemmel olur. Satıcılar nasıl müşterinin her davranışının altında pozitif bir amaç arıyorlarsa, biz de iletişimde bulunduğumuz kişilerin her davranışının altında pozitif bir amaç olduğunu düşünürsek, iletişimimiz herkesi imrendirecek kadar iyi olur.

Size birisi bir yumruk sıkarsa sizin bu kişiye yapacağınız iki şey vardır. Ya siz de yumruğunuzu sıkarsınız veya sıkılan o yumruğu açmaya çalışırsınız. Ben bu kuralı öğrendiğim günden itibaren hep sıkılan yumrukları açmaya çalıştım ve o günden beri yüzlerce yumruk açtım.

Açılan her yumruk, karşıma benimle işbirliği yapmak ve tokalaşmak isteyen bir el olarak çıktı.

İnsanlar, Algılayabildikleri Arasından En İyi Seçeneği Seçerler


Çeşitli olayları her insan farklı farklı algılama yeteneğine sahiptir. Algılama yeteneğimiz ne kadar güzelse seçimimizi o kadar kaliteli yapma şansımız vardır. Örneğin bir insan saatlerce TV seyreder ve bu onu hiç rahatsız etmez. Çünkü o anda onun algılayabildiği en güzel şey o TV'yi seyretmektir. Onun o halini gören hedeflerini belirlemiş ve 24 saatlik bir zamanda 25 saati arayan bir arkadaşı onun o kadar zamanı TV'nin karşısında nasıl geçirdiğini hayret ve endişeyle izler.

Birgün bir adam balık tutmaya karar verir ve oltasını denize fırlatır, oltaya büyük bir balık takılır. Ancak o kişi bu büyük balığı denize atar. Biraz sonra aynı hareketi tekrar yapar, sonunda küçük bir balık yakalar ve onu torbasına koyar. Yanındaki ona niçin büyük balıkları değil de küçük balığı tercih ettiğini sorduğunda şu ilginç cevabı verir:

- Tavam küçük olduğu için ancak küçük balıkları tercih ediyorum.


29 Haziran 2009

Amerika'da Yaşam Kurmak


Geçenlerde gazete okurken Aylin Onur'un yazmış olduğu Amerika'da yaşam kurmak isimli kitabı gördüm.
Uzun yıllar Amerika'da yaşamış olan yazar, vize almaktan Amerika'da çalışma ve eğitim imkanlarına,Amerikan hayat tarzının ayrıntılarından Amerikanın belli başlı gezilip görülmesi gereken yerlerine kadar birçok alt başlık içeren rehber niteliğinde bir kitap hazırlamış.
Bu kitabın Amerikaya kısa süreli yada ziyaret veya orda yaşamak için gitmeyi düşünenler için çok güzel bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
Kitaptan bana ilginç gelen bölümleri burada paylaşmak istiyorum.

Güçlü aile bağlarına rağmen ,18 yaşına kadar çocuklarına verebileceklerini vermeye çalışırlar ve 18 yaşından sonra genelde çocuklar evden ayrılır.Bundan sonra da maddi ve manevi olarak herkes kendinden sorumludur.Sadece özel günlerde bir araya gelinir.

Arabaya çok meraklıdırlar hayatta en önemli şey arabalarıdır çükü bu çok önemli bir prestij meselesidir.Ceplerinde bir kuruşları olmasa bile kredi alarak en iyi arabayı almaya çalışırlar.Sizi de arabanıza göre değerlendirebilirler.

Dava açılması (sue)
Amerikada yaşamayı seçerken sizi uyarmam gereken en önemli konu amerikalıların çok sevdikleri sue edilme konusudur.
Bu,şu anlama gelir;yaşamınızı düzenlerken çok dikkatli davranmak zorundasınız.
En ufak bir açığınızı yakaladıklarında yada küçük bir hata yaptığınızda sizi hemen mahkemeye verirler.Bunun anlamı şudur, elinizde ne varsa almaya çalışırlar.

Maddi olarak güçlü bir insansanız hele doktorsanız ve bir hata yapmışsanız yandınız demektir.Amerikada bu yolla varını yoğunu kaybedip doktorluğu da elinden alınan binlerce örnek vardır.

Konuyu örnekle açıklamak gerekirse,kavgaya karışmayacaksınız,kimseye hakaret etmeyeceksiniz,evinizde kimsenin düşüp başına birşey gelmesine ortam yaratmayacaksınız,köpekleriniz varsa dikkat edeceksiniz.

Hele araba kazası kesinlikle yapmayacaksınız.Arabalarına bir dokunsanız bile çok kısa sürede avukatlarından kazada ne kadar çok sarsıldıklarını ve bu durumun hayatlarını nasıl etkilediğini anlatan doktor raporları iliştirilmiş bir mektup alabilirsiniz.

Hemen hemen bütün fast foodlarda ve restoran zincirlerinde içeceklere bir kez para ödenir ve sonra ücretsiz olarak istediğiniz kadar servis edilir.
Çay istediğiniz zaman genelde buzlu çay gelir.eğer sıcak çay istiyorsanzı bunu belirtmeniz gerekir.

Tüketici hakları çok gelişmiş olduğu için bayat çıkan ve ye beğenmediğiniz malı fişiyle birlikte geri götürdüğünüzde sorgusuz sualsiz geri alırlar.
Müşteri daima haklıdır politikası her sektörde geçerlidir.

Alışveriş İpuçları

Büyük mağazaların bazılarında en üst kattaki paket servisine çıkarak yabancı ehliyetinizi gösterirseniz size %11 indirim kart verirler.

Ayrıca unutmamanız gereken en önemli şey,fiyat etiketlerine bakarken kasada o eyaletin vergisi ne ise onun fiyata ekleniceğidir.

Kurallar ve Yasaklar
Caddelerde karşıdan karşıya yanlış bir geçiş yapar veya kırmızıda geçerseniz cezanız jail walking denilen hapis cezasına kadar gidebilir

Balık tutmak için mutlaka lisans almak zorundasınız

Başkasının posta kutusunu açmak yasaktır cezası çok büyüktür

Hemen hemen her banka binasının arkasında arabayla yanaşabileceğiniz ATM makinaları vardır.

Benzinciler genelde self servicedir.Arabanızı yanaştırır inersiniz ,pompanın üzerinde kredi kartınızı kullanabilmeniz için makine vardır.

Garage sale (kullanılmış eşya satışı)
Belli günlerde eski veya kullanmadıkları eşyalarını evin önüne yığıp fiyatlandırarak satışa sunarlar.

28 Mayıs 2009

Kurgusal Sözlük



İngilizce kelime öğrenmeyi eğlenceli ve kolay bir hale getiren orjinal bir sözlük.
Kelimeler olayların içinde kullanılarak akılda kalmasını sağlanmaya çalışılmış ve alıştırmalarla da öğrenilen kelimenin akılda kalması hedeflenmiş.
Hayatımızın her döneminde karımıza çıkan ingilizceyi öğrenmek için faydalı bir eser.

Buradan inceleyebilirsiniz.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More