Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

4 Haziran 2010

Youtube sorunu ve çözümü

Son günlerde Youtube ve Google'ın bazı sitelerine girişte yaşanan sorunun çözümünü açıklıyorum.
Bu yöntemi uyguladığınızda youtube ve google docs sitesine sorunsuz bir şekilde girebileceksiniz.

Denetim Masası'na girip kullandığımız ağ bağlantısının özelliklerini açıyoruz.
Tercih edilen DNS sunucusuna 8.8.8.8 ,
Diğer DNS sunucusuna 8.8.4.4 yazıyoruz.

Daha sonra C:\WINDOWS\SYSTEM32\DRIVERS\ETC klasörüne giriyoruz.

Hosts dosyasını not defteriyle açıp sayfanın sonuna

74.125.43.104 youtube.com
74.125.43.104 www.youtube.com
74.125.43.104 translate.google.com
74.125.43.104 docs.google.com

bu adresleri kopyalıyoruz.Kaydedip çıkıyoruz.

Bu işlemden sonra internet tarayıcınızı yeniden başlatıp youtube'a girebilirsiniz.

Eğer halen sorun yaşıyorsanız bir işlem daha yapmanız gerekebilir.

başlat-çalıştır-cmd yazıp tamam deyin ve komut istemi penceresinde
(C:\>) ipconfig /flushdns yazıp enter tuşuna basın.


3 Haziran 2010

Vavien


Avrupa Yakası'ndan severek izlediğim Engin Günaydın ve Binnur Kaya ikilisi müthiş bir filme imza atmış.
Vavien; Senaryosunu Engin Günaydın'ın yazdığı, dram ile komediyi ustalıkla harmanlayan,baştan sona temponun hiç düşmediği matrak bir film . Aslında filmde oyunculuklar o kadar iyiki senaryo olmasa bile izlenirmiş dedirtiyor.
Filmin yönetmenliğini Taylan biraderler yapmış.
Filmin diğer oyuncuları arasında ise İlker Aksum,Settar tanrıöven,Serra yılmaz yer alıyor.
Bugüne kadar izlediğim en iyi Türk filmlerinden biri olarak herkesin izlemesini öneriyorum.


Vavien






30 Mayıs 2010

Cargo Bridge

Cargo Bridge, elimizdeki malzemeleri kullanarak köprü yaptığımız keyifli bir mühendislik oyunu.
Limex Games tarafından yapılan oyunu buraya tıklayarak oynayabilirsiniz.

29 Mayıs 2010

Charlotte kuralı

Charlotte, Paris’te yaşayan çok güzel bir kızdır. O kadar güzeldir ki, sarı saçları şelaleler gibi omuzlarından kollarına dökülür.

Boyu upuzun, bacakları upuzundur. Bir reklam ajansında, müşteri temsilcisi olarak çalışır. İyi para kazanır. Ailesi çok varlıklıdır hatta. Geçen yaz, Güney Fransa’daki malikánelerini, Brad Pitt-Angelina Jolie çiftine kiralamışlardı. Hatta, "Geldiğimizde evde, hizmetlilerden başka kimse olmasın" diye tembihlemelerine rağmen, Charlotte gidişini muzipçe geciktirmiş ve bu meşhur çiftle tanışmıştı. Bense Charlotte’u geçen hafta Paris’te tanıdım. Şu ana kadar, fütursuz bir roman girişi gibi gelişen bu bilgileri almanız, kuralı sorgulamamanız açısından önemli.

Paris’te, bir arkadaşım beni Charlotte’un evine davet etti. Bilirsiniz, insanlar birbirlerinin hayatını merak eder, fark etmeden ve ettirmeden incelerler. Hatta benim en sevdiğim şeylerden biri, sokakta, perdeleri sonuna kadar açık evlere ve orada yaşananlara şahit olmaktır. İnsanın içi, insanlığa ısınır. Dersin ki, "Oh... Üç aşağı beş yukarı aynı şeyler işte!" Ben de, böyle gözlerle incelemeye başladım biraz önce tanıdığım bu güzel Fransız kızın hayatını. Herkesin evinden yola çıkıp, kendisine varmak mümkün.

Fakat bu evde bir tuhaflık vardı. Her şeyden çok az vardı bu evde. Gerektiği kadar. Mesela, bir şampuan bir sabun. Küvetin kenarında öyle yalnız başlarına... (Birbirleriyle uzun zamandır konuşmadıklarına eminim.) Minnacık bir dolap. İçinde birkaç elbise kazak. Altı yedi ayakkabı. İki dvd. Beş cd. Ipod. Dört bardak, birkaç tabak. Birkaç mum. En fazla on tane kitap. Hiç ruj yok! Çantasındaymış. Zaten lipstick o da... Hayatta bazen, birleştirdiğin kalıpların tamamen dışı bileşimler olur da, şaşakalırsın ya. Başa dönersin ya. Bir yerde bir hesaba, olmazsa olmaz diye eklediğin bir kalem birdenbire, tek bir örnekle, kendini siler ya. Öyle oldu bana. Gözlerindeki silik eyeliner dışında, süsü de yok bu kızın. Peki bu kız nasıl böyle kız oldu? Nasıl böyle sade kaldı? Kadın oldu? Dışarıda bu kadar az şeyle, içi çok oldu? Anlayamadım. Çözemedim. Ona zaten banyosunu gördükten sonra, "miss simplicity" adını takmıştım hemen. Bayan Sadelik. Beni şaşırtan şey, aynı zamanda modellik yapacak kadar güzel ve havalı, aynı zamanda varlıklı bir kızın bu hayat seçimi. Olağanüstü... Kendi hayatım, arı kovanı gibi başımda vızıldamaya başladı. Paris sokaklarında beni takip edip durdu bu arılar. Tek çöp bir şey alamadım. Hep sordum: buna gerçekten ihtiyacım var mı? Buna benzer, aynı işi gören bir şeyim var mı?... Koca koca alışveriş merkezleri, bizi kandırmak için birbirleriyle iddiaya girmiş ahtapotlar gibi gelmeye başladı. Kaçtım, kaçtım, saklandım. Sahip olduklarımın, yarısından fazlasına ihtiyacım yoktu. Hayatı ağırlaştıran şey, seçim çokluğu. Az şey kadar güzeli yok. Gereği yok. Sonumuz belli. Banyoda bütün ürünler, dopdolu şişelerle birbirlerini köpürtürken, hiç giymediğimiz kazaklar lüzumsuzca dizilmiş t-shirt'lere dolapta el şakası yaparken, hiç açılmamış kitaplar kendi kendilerine konuşurken... Biz orada olmayacağız. Üstelik onlar da, boşu boşuna bizden başka kimsenin olmamış olacak.

Anladınız değil mi Charlotte kuralını.

Nil KARAİBRAHİMGİL,6 Ekim 2008,Hürriyet

28 Mayıs 2010

Hayat Çilingiri 1 Yaşında ...


Bundan tam 1 sene önce bugün bu bloga ilk yazımı yazdım.
Bu blogu açmaktaki amacım, bildiklerimi diğer insanlarla paylaşıp onların hayatlarını kolaylaştırmak ve internette geçirdiğim süreyi daha verimli kılmaktı.
Zaman içinde gördümki yazdığım her yazıda kendime bir şeyler katıyorum.
Tabiki yazılarımdan kimin ne şekilde yararlandığını tam olarak kestiremesemde gerek yazılarıma gelen yorumlardan ve konuştuğum insanlardan aldığım tepkilerden gerekse izleyici sayısıdaki artıştan doğru bir yolda ilerlediğimi düşünüyorum.

Son yazılarımda genellikle askerliğimden bahsettiğim için lütfen kusura bakmayın.
Blogun, genel konseptinden çıkıp kişisel konulardan bahsedilen bir bloga dönüşmüş gibi algılanmasını istemiyorum.Bu noktayı da özellikle belirtmek istedim.
Askerden geleli 2 hafta olmasına rağmen yeni yazı ekleyememi de sudan çıkmış balık sendromuna bağlıyorum :) Kafamda yazmayı tasarladığım birçok farklı konu olmasına rağmen henüz hayata geçirme fırsatını bulamadım.

Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle...

23 Mayıs 2010

Microsoft tag


Son günlerde gazete sayfalarından cips paketlerine kadar pek çok yerde karşımıza çıkan farklı renklerde üçgenlerin bir araya gelmesiyle oluşmuş karelerin arkasındaki sır perdesini bu yazımda açıklıyorum.
Microsoft tarafından geliştirilmiş bir çeşit barkod sistemi olan tag, kısa sürede yaygınlaşmaya başlamış durumda.

Tag sisteminin işleyişini kısaca açıklayacak olursak ;
öncelikle şuradan uygulamanın telefonunuza uygun versiyonunu indirip yüklüyorsunuz.
Tag reader adındaki uygulamayı çalıştırdıktan sonra telefonunuzun kamerasını, hakkında bilgi almak istediğiniz tag üzerine tutup beklemeye başlıyorsunuz.
Birkaç saniye sonra telefonunuzun internet tarayıcısı açılıyor ve ilgili siteye yönlendiriliyorsunuz.

Örneğin birinden kartvizit aldığınızda üzerindeki bilgileri kolayca telefonunuza aktarmak için tag reader uygulamasını kullanmak işinizi hayli kolaylaştıracaktır.


24 Mart 2010

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba...

Sevgili hayatçilingiri takipçileri; 3 ayı aşkın süredir askerde bulunmam sebebiyle bloga yeni yazı girme fırsatım olmadı.
3 ay boyunca da çarşıya sadece birkaç kez çıkabildiğim için internet benim için hayli lüks bir hal aldı.
Blogu güncelleme fırsatı bulamadığım bu dönemde dahi takipçilerin sayısındaki artış beni mutlu etti.
Kısmet olursa askerden döndüğümde geçmişe dönük arşiv taraması yaparak güncel konularda yeni yazılar ekleyeceğim.
Elbette kendi tecrübelerim ışığında askerlikle ilgili kapsamlı bir rehber de hazırlayacağım.
Daha önce bir yazımda askerde gerekli olacak malzeme listesini yayınlamıştım.
O listeyi de güncelleyerek henüz askerliğini yapmamış olanların işini kolaylaştırabilecek şekilde sizlerle paylaşacağım.
Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle hayatçilingirini izlemeye devam edin...

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More