Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

19 Kasım 2010

Fred'in son notu

Yaşlı Fred efendi hastaneye kaldırılmış. Aile dindar; papazı da kendilerine
eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için yanlarında götürmüşler.
Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken Fred'in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından doğrularak el kol işaretleri ile bir şeyler anlatmaya çalışmış.
Papaz bakmış ki adam konuşamıyor bir kâğıt-kalem uzatmış gayet anlayışlı bir şekilde.
Fred titreyen elleriyle hızlı hızlı bir şeyler yazıp kâğıdı papaza uzatmış ve âniden ölmüş.
Papaz böyle acılı bir anda yazılanları okumanın doğru olmayacağını düşünerek kâğıdı cebine sokmuş.
Fred'in cenazesi sırasında kâğıdı hatırlamış. Gömüldükten sonra Aziz Peder ileri çıkarak "Sevgili Fred
ölmeden hemen önce benden kağıt-kalem istemiş ve bir şeyler yazmıştı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakamadım.
Şimdi hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum" demiş ve cebinden kâğıdı çıkararak yüksek sesle okumuş:
- Lütfen bir adım yana çekil oksijen hortumuma basıyorsun.

Zengin olmanın yolu

Bay Parasal Zeka, zenginliğimi artırmak istiyorum.
Ama bunun için basit bir formül istiyorum. Böyle günlük yaşamdan bir şey, kolay erişebileceğimiz bardak gibi basit ve erişilebilir bir formül… Bana yardımcı olabilir misiniz?
Elbette. Mükemmel bir seçim yaptınız. Bardak, kişisel zenginliğinizi artırmak için harika bir örnek.

Gerçekten mi?
Bakın anlatayım. İnsanlar, çalışarak bir bardak su kazanırlar. Sonra da kazandıkları bu suyu içerler. Özellikle sabit gelirli insanların durumu buna iyi bir örnektir. Az ya da çok ayın sonunda bir bardak su geçer ellerine. Kimininki büyük, kimininki küçük. Bununla birlikte yaygın olarak, toplumun çoğunluğu bir ay çalışarak kazandığı suyu daha ay bitmeden içme eğilimindedir. Bir kısmı aşırıya kaçar ve kazandığı suyu yudum yudum içmek yerine bir kerede içer. Ancak yudum yudum da içseniz, bir kerede de içseniz problem değişmez

Nasıl yani?
Aslında su içmeyle ilgili sorunlar ikiye ayrılır. Bunlardan birincisi suyu sadece içerek tüketmektir. Dışarıda bir yemek yerseniz, zenginliğiniz azalır. Su bardağınızdaki sudan içerseniz suyunuz azalır. Buna gider denir; ama bundan daha beter bir sorun da vardır. Suyu borçlanmak. Bazen ihtiyacınız olmadığı halde çok su içer ve içtiğiniz suyu borçlanırsınız. Geleceğe vadelendirilmiş kredi kartı borçları ya da her türlü taksit buna benzer. Bu iki davranış da çok doğru değildir.

Ne yapmalı peki?
Giderleri azaltmalı, borçları ortadan kaldırmalı. Ayrıca kazandığın suyun bir kısmını mutlaka tasarruf etmek gerekir. Tasarrufun kuralı en az %10’dur. Her ay kazanılan bir bardak suyu, bir bidonda ya da uygun bir depoda biriktirmek gerekir.

Neden peki?
Birçok nedeni var: Hayallerine ulaşmak, hastalık ya da kaza halinde giderlerini karşılayabilmek ve fırsat alımları yapabilmek için. Eğer birikmiş suyun çok olursa, suya sıkışmış olan birinden çok değerli bir şeylerini daha ekonomik alabilirsin.

Hayallere ulaşmak ne demek peki?
Bu bir ev, spor bir araba ya da çocuğunu özel üniversiteye göndermek gibi çok değişik şeyler olabilir. Zamanında kazandığı sudan tasarruf etmeyen insanlar, günlük susuzluklarını gidermede lüks davranabilirler, ama hiçbir zaman hayallerine ulaşamazlar. Üstelik çok daha önemli bir şeyi de atlarlar.

Nedir o atladıkları?
Suyu kazanmaktan daha önemli olan, birden fazla bardağı farklı çeşmelerin altına koymaktır. Buna yatırım yapmak diyoruz. Yatırım, biz bireysel olarak çalışsak da çalışmasak da bardağımıza su dolduran şeydir. Eğer kişi, birkaç değişik çeşmenin altına çeşme sayısınca bardak koyabilirse daha çok kazanır. Gerçek yaşamda yatırım borsadan hisse almak, bir şirkete ortak olmak, ev alıp kiralamak, bir kitap yazıp telif geliri elde etmek gibi şeylerdir. Lüks bir şey almak için insanlar çalışarak kazandıkları suyu değil, yatırım getirisi olarak elde ettikleri suyu kullanmalıdır. Zengin insanlar hep böyle yapmışlardır.

Nasıl? Kısa bir özet daha verir misin?
Çalışma yoluyla ancak birkaç bardak su sahibi olabilirsiniz. Bir göl elde edemezsiniz. Göl elde etmek için çalışarak kazandığınız paranın bir kısmını yatırıma ayırmak yani yeni bardak alıp bu bardakları başka çeşmelerin altına koymak gerekir. İyice özetlersek; tek defa yapılan giderleri azalt; mümkünse hiç borç yaratma, özellikle taksitle ya da kredi kartıyla geleceğe borçlanma. Bunun yerine kazancının önce %10’u tasarrufa, %20’sini de yatırımlara ayır. Ondan geri kalanı aylık giderlere ayır. Lüksleri yatırım gelirleri ile satın alırsa toplam varlığın hiç azalmaz.

Yazan: Melih Arat

Bir profesörün talebelerine verdiği son ders...

Bu kainatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve içinde yer yüzünü create etmiş, güneşi bir power supply, ayı bir system clock yapmış. O power supply' dır ki kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.  
Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüz binlerce yıldan fazladır, error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor.
Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA'nın bir program olduğu apaçıktır, ve bir program programcısız olamaz demek ki, senin programcılığın o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir. 

Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network'ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve madem ki sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder, kullanır fakat upgrade edemezsin, o halde öyle büyük bir network uzmanı Zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.
 

Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial version'dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve sistem yöneticisi olan Zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu kazanmak için çalış.
Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor. Bu loglar her şeye gücü yeten o sistem yöneticisi tarafından open edilip check edilecektir.

18 Kasım 2010

Günün fıkrası

Bir doktor, bir avukat ve bir matematikçi bir metres ya da bir eş edinmenin iyi ve kötü yanlarını tartışıyorlardı.
Avukat der ki:
—Kesinlikle metres daha iyidir. Eğer bir karınız varsa ve boşanmak isterse, bir sürü yasal problem çıkar.
Doktor der:
— Bir karınızın olması daha iyidir çünkü eş bir tür güven duygusu verir ve stress düzeyinizi düşürür, bu da sağlığınız için yararlıdır.'
Matematikçi der;
— İkiniz de yanılıyorsunuz. Hem metresiniz hem de karınız olmalı ki karınız metresinizle ve metresiniz karınızla olduğunuzu düşündüğünde siz rahat rahat matematik çalışıyor olabilesiniz.

Eleman aranıyor...

Bir işyeri eleman aramaktadır.Binanın giriş katındaki ofisin pencerelerine bir ilan asarlar.,’Eleman aranıyor / Daktilo yazabilen ve bilgisayar kullanabilen.Ve ana dilinin dışında bir dil daha bilen eleman arıyoruz.Başvurmak için çekinmeyin.Müessesemizde herkes için fırsat eşitliği vardır.’
 

İlanı gören bir köpek dışarı çıkmakta olan biri kollayıp şirketin açılan kapısından içeri girer.Danışmadaki görevli bayan tam köpeği dışarı çıkarmak için yerinden kalkarken, köpek ilanın altına girip kafasını sallayarak “Ben bunu istiyorum” anlamında hafif bir ses çıkarır.Köpeğin işe başvurmak istediğini anlayan görevli şaşkınlığının geçmesinden sonra köpeği insan kaynakları yöneticisinin odasına götürür.Köpek içeri girer ve müdür odasındaki misafir sandalyesine sıçrayarak oturur.Müdüre işe başvurmak için geldiğini anlatmak istercesine camdaki iş ilanını kafasıyla işaret eder.Müdür şaşkınlıktan neredeyse dilini yutacaktır.
Sempatik bir ses tonuyla “Harika görünüyorsunuz ama sizi işe alamayız.Bize daktilo kullanabilen bir eleman gerekli” der.
Köpek sandalyeden atlayarak oradaki masada duran bir daktilonun başına geçer ve dört dörtlük bir iş başvuru dilekçesi yazarak müdüre getirir.Müdür şaşırır.Ama kendini toparlayarak ikinci bahanesini söyler :
Evet ama biz aynı zamanda iyi bilgisayar kullanabilen birini istiyoruz.”
Köpek kalkar.Yine masanın üzerinde duran bilgisayarı açıp internete bağlanır.Rakip şirketin veri bankasına girer.Çok gizli Excel dosyalarını bilgisayara indirip çıktı alır.Sonra tekrar yerine oturur.Müdür bir köpeğin bunları yapabilmesine hayretler içindedir.Bu sefer “Evet görüyorum ki siz çok akıllı ve yetenekli birisiniz.Ne var ki köpeksiniz
”Köpek tekrar aşağıya zıplar ve iş ilanının altına giderek ön patisiyle, “Başvurmaktan çekinmeyin.Müessesemizde herkes için fırsat eşitliği vardır.” İbaresini gösterir.Müdür son kozunu oynar ve der ki
”Evet ama ilan, başvuran elemanın ana dilinin yanında bir dil daha bilmesi gerektiğini söylüyor.” Köpek müdüre sakin bir şekilde döner:

“Miyavvv…”

Wilson Çivileri


Adamın birinin bir çivi fabrikası vardır ve reklam yaptırmak istiyordur. Pazarlamacı bir arkadaşı ile konuşurken arkadaşı "Wilson Çivileri" diye bir reklam ayarlayabileceğini söyler.

"Bana bir hafta ver." der arkadaşı. "Sana bir kasetle döneceğim." Bir hafta sonra pazarlama uzmanı Wilson'u görmeye gelir. Kaseti videoya koyar ve çalıştırır. " Romalı bir asker, İsa'yı çarmıha çivilemekle meşgul, yüzünü kameraya çevirir ve "Wilson Çivileri kullanın, onlar her şeyi taşırlar!" der. Wilson çılgına döner ve bağırır "Senin problemin ne? Bunu asla TV'de göstermezler, sana ikinci bir şans veriyorum, ama kesinlikle Romalılar'ın İsa'yı çarmıha germesi gibi şeyler istemiyorum." "İkinci hafta pazarlamacı elinde başka bir kasetle gelir. Yine kaseti videoya koyar ve çalıştırır. Bu sefer kamera, Roma'nın dışından merkeze doğru yakınlaşır ve çarmıha gerili İsa'nın önünde durur. Romalı bir asker yukarı bakar ve "Wilson Çivileri... Her şeyi taşır!" der. "Wilson kendini tutar bu sefer. "Sen, beni anlamıyorsun, çarmıhta bir İsa istemiyorum. Sana son şans veriyorum ve bir hafta içinde yayınlanabilecek bir reklamla gelmeni istiyorum." der. Bir hafta daha geçer. " "Wilson sabırsızca beklemektedir. Pazarlama uzmanı yeni kasetiyle gelir. Saçları uzamış, çıplak bir adam nefes nefese koşmaktadır. Bir düzine Romalı asker de peşinden kovalamaktadır. Tepenin başına gelirler ve askerlerden biri kameraya döner: "Keşke Wilson Çivileri kullansaydık!"

Parkinson Kanunu

Devlet bomboş bir araziye geceleri göz kulak olmasi için 500 lira maaşla bir bekçi almaya karar verir.
bir süre sonra düşünürler ve 'talimatlar olmadan bekçi isini nasil yapar?' diye bir planlama ekibi kurulur.
planlama ve talimatlar icin 750 lira maaşla 2 kişi alırlar.
...bir süre sonra planlama ekibinin işleri düzgün yapıp yapmadıklarını nasıl bileceğiz diye düsünerek 1000 lira maaşla 2 denetmen alırlar.
bir sure sonra maaşlari, sigortalari vs... nasıl hesaplanıp ödenecek diye tartışırlar. 1500 lira maaşla bir muhasebeci, bir yazıcı bir de istatistikçi alınır.
bir süre sonra tüm bunlardan kim mesul olacak diye düşünürler ve 5000 lira maaşla bir müdür, 3500 lira maaşla da 2 müdür yardımcısı alınır.
bir süre sonra ülkede kriz yaşanır ve bütçe açiklarını kapatabilmek icin bekçi işten atılır.

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More