Yeni eklenen yazıların mailinize gelmesi için mail adresinizi yazmanız yeterli

20 Mayıs 2011

Hint Usulü Terapi

Adamcağız kan çanağına dönmüş gözlerle psikoloğun odasına girer.
Uyuyamıyorum doktor bey der. 1 haftadır uyuyamıyorum. Yatağa uzanıyorum, tam uykuya dalacakken birden karyolanın altında birisi var gibi geliyor.
Doktor Bey: “Şu ilaçları kullan ve bir hafta sonra kontrole gel.”
Adam gider ve geldiğinde gözler öncekine nazaran daha fazla şiştir.
Doktor: “Ne oldu?”
Adam: “Sorma doktorum, ilaçlan aldım almasına ama karyolanın altında hala birileri saklanıyor olsa gerek. Tam ben kontrol etmek için karyolanın altına baktığımda oradan yok olduklarnı fark ediyorum.”
Doktor: “Bu hafta değişik bir usûl uygulayalım. Yatağın altında birilerinin olduğunu anladığın anda yatağın altına gir ve uyu.”
Adam bir hafta sonra yine kan çanağı gözlerle gelir.
Doktor bey, karyolanın üstünde yatarken, karyolanın altında birileri var zannettiğimde, söylediğiniz gibi karyolanın altında yatıyorum. Bir müddet sonra da bu sefer karyolanın üstünde birileri var gibi geliyor. Bir alta bir üste taşınmaktan gözüme uyku girmiyor.
Doktor: “Sana Hint usulü bir terapi uygulayacağım ve bunun ücreti de 500 dolar.”
Adam: “Kusura bakmayın, o kadar param yok.”
Adam muayenehaneden çıkar gider. Ertesi hafta doktor hastasıyla yolda karşılaşır. Hastanın kan çanağı gözleri bile düzelmiştir. “Ne oldu?” der doktor hayretle. “Hiiiç!…” der adam, umursamaz bir tavırla. “Sorunu marangozumla 10 dolara hallettik.” “Nasıl yani?” der doktor.
Adam: “Marangozum geldi ve karyolanın ayaklarını kesti. Problem de bitti. Şimdi yatağın üstü de altı da bir artık.

2 Zarla 4 Tavla


Birlikte çalıştığımız Saki Kal Bey'den bir hayat dersi aldım. Münir bey dedi bir gün. Biz üniversite arkadaşlarımızla oyun salonunda 2 zarla 4 tavla oyununu oynardık. Merak ettim ve bu oyunun nasıl oynandığını sordum. Dörder kişi karşılıklı 4 tavlanın başına otururduk. 2.,3. ve 4. tavlanın zarlarını alırdık. Zar sadece birinci tavlada atılırdı. Onlar sıra ile zarı her attıklarında kaç kaç geldiğini yüksek sesle bağırarak tekrarlarlardı. Dört cahar, penci yek, düşeş vs. Atılan zarlar hepimiz için aynıydı. Oyun bittiğinde bir de bakardık ki, 1.tavladaki 6-4,2. tavladaki 5-3 yenmiş. Dördüncü tavladaki aynı sıradaki arkadaşımız 6-0 üç marsla yenilmiş. Saki Bey devamla, Hayat da böyledir, Münirciğim dedi. Şanslar herkes için eşittir. Fırsatlar onu doğru kullandığınızda ortaya çıkar.

Münir Arıkan'ın Nitelikli İnsan kitabından alınmıştır.

19 Mayıs 2011

Zihin Haritası Oluşturma


 Not almak, planlama yapmak ya da fikir üretmek için en iyi yol, liste şeklinde uzun uzun yazmak gibi görünüyordu… Ta ki insan beyni üzerinde yapılan çalışmalar bizim yazımızın da konusunu oluşturan zihin haritası yöntemini ortaya çıkarıncaya dek!

Yazının devamını okumadan şimdiden renkli kalemlerinizi ve hayal gücünüzü hazır duruma getirmenizi öneriyorum. Çünkü, bu yöntemi kullanmayan insanların yaptığından farklı olarak, beynimizin iki tarafını da aktif duruma geçirmek için çalışmalar yapacağız.

Nesneleri (olguları) simgeleyen yazı karakterlerinin ötesine geçip, onları canlandıracak ve böylece sağ beynimizin çalışma performansını artırmaya çalışacağız. Aşağıdaki bölümde, zihin haritası yöntemi ile ilgili pek çok bilgi aktaracağız. Sırasıyla, bu yöntemin nerelerde kullanılabileceğini anlatacak, daha sonra nasıl hazırlanacağından bahsedeceğiz. Ardından, bu yöntemi kullanmanın yararlarından söz edecek ve bu yazı için hazırlamış olduğumuz bir zihin haritası örneği ile yazımızı noktalayacağız.

Kullanım Alanları

Hedef Oluşturma : Günlük işlerinizde, haftalık planlamalarınızı yaparken yada orta ve uzun vadeli hedeflerinizi planlarken zihin haritasından yararlanabilirsiniz. Ana hedefi merkeze alıp, dallar yardımı ile alt hedefleri belirleyebilir ve bunları sağ beyne has yöntemle şekiller kullanarak hatırlamayı kolaylaştırıcı hale getirebilirsiniz. Sonra, alt hedeflerin alt başlıklarını çıkartarak birbirleriyle ilişkilendirebilirsiniz. Göreceksiniz ki, satır satır yazma yöntemine inat, daha önce hiç aklınıza gelmeyen ilişkiler bulacaksınız.


Toplantı Hazırlığı : Toplantıya girmeden önce, üzerinde durmak istediğiniz konuları bu yöntemle belirleyebilir ve toplantıda kullanmak üzere tek bir sayfada görselleştirebilirsiniz.


Sunum Hazırlığı : Sunum yapmak, pekçok kişi için kabustur. İnsanlar, topluluk önünde konuşmaktan, söyleyeceklerini unutmaktan, velhasıl hata yapmaktan çok korkarlar. Bu yöntem, sunum hazırlıkları sırasında, aktarılacak konuların belirlenmesi, birbirleri arasında ilişkilendirme yapılması ve akılda kalıcı anahtarların tespit edilmesi açısından önemlidir.

Raporlama : Herhangi bir konuda rapor hazırlayacağınız zaman da, bu yöntemden yararlanmak etkili bir çözüm olacaktır. Sizden istenen rapor, açık ve detaylı olabilir. Ancak, zihin haritası yöntemi, bu açık raporu yazmadan önce konuyu toparlayarak, raporunuzun etkililiğini artırmanıza yardımcı olacaktır.

Birleştirme : Birbirleriyle benzer birkaç kitap, rapor vb.´nin belleğinize tam olarak yerleşmesinde etkili olabilir ve benzerliklerin bir araya getirilmesi ile bütünlük sağlanabilir. Örneğin, Peynirimi Kim Kaptı? isimli kitap ile Değişim Kültürü isimli kitabın verdiği mesajlar birleştirilerek zihinsel bütünlük sağlanır.
Not Tutma : Zihin haritası yönteminin en sık kullanıldığı alandır. Bu yöntem ile, sıradan insanların sayfalarca tuttukları notlara inat, size tek bir sayfa yetecektir.

Beyin Fırtınaları : Beyin fırtınası, özellikle yaratıcı düşünme ve yeni fikirler ortaya çıkarma konusunda yararlanılan en güçlü yöntemlerden biridir. Zihin haritası yöntemiyle birleştirildiğinde çok daha etkili olabilmektedir.Beyin fırtınası sonucunda ortaya çıkan fikirler, zihin haritası yöntemiyle kaydedildiğinde, birbirini destekleyen ve birbirleriyle bağlantılı olanlar kolaylıkla görülebilir. Böylelikle, geliştirme aşamasında yol gösterici olurlar.

Zihin Haritası Nasıl Hazırlanır? 


Zihin haritasını çok daha kolay bir şekilde hazırlamak istiyorsanız Mind Manager programıyla bilgisayarınızda oluşturabilirsiniz.

Zihin haritalama, temel bir düşünce ve düşünceye bağlı fikirleri detaylandırarak, ilişkiler kurma yöntemidir ve diğer yöntemlere göre daha kolay çalışma olanağı sağlar. Tüm bunlar, kişiye özel anahtar kelimeler ve simgeler kullanılarak gerçekleştirilir. Uzun, uzun cümleler yerine, en fazla üç kelimeden oluşan anahtar kelimeler kullanılır. Ardından, oklar, dallar ve bağlayıcılar aracılığı ile fikirler birleştirilir. Fikirler, bellekteki gibi birbirine bağlanarak, yeni bilgilerin anlaşılması ve hatırlanması sağlanır.Şimdi uygulamanın nasıl yapılacağından söz edelim. Öncelikle, boş beyaz bir A4 yada A3 kağıdı ve birkaç renkli kalem ile hayal gücünüzü yanınıza alın. Ardından üzerinde çalışma yapmak istediğiniz bir konuyu belirleyerek, aşağıdaki uygulamaları gerçekleştirin.

1. Ana konu merkeze yerleştirinBelirlemiş olduğunuz konu başlığını, kağıdınızın merkezine KALIN BÜYÜK HARFLER ile yazın. Yanına o konuyu çağrıştıracak bir resim ya da simge çizin. Hayal gücünüzü kullanın!

2. Temel başlıkları, merkez etrafındaki kollara büyük harflerle yazarak yerleştirinAna konuyu destekleyecek temel alt başlıkları, merkezden çıkan kalın dallara yazın. Gerekli gördüğünüz başlıkların yanına, o başlığı en güzel şekilde ifade edecek sembolü, resmi, şekli vb. çizin. Ancak, dalları çizerken, merkezde bulunan ana konu başlığı etrafında, eşit açılarda olmasına özen gösterin. Bunun daha sonraki aşamalarda işinize çok yarayacağını söyleyebilirim. Yine dalların çiziminde farklı renkleri kullanmaya dikkat edin.

3. Daha sonra kolları alt başlıklar kullanarak detaylandırın. Temel Başlıklar, ince dallar yardımıyla detaylandırılır. İnce dallara, temel başlıkları destekleyici alt başlıklar yazılır. Sembol yada şekillerle görselleştirilir. Sembollerle destekleme yaklaşımı, sağ beyin için önem taşımaktadır. Ben, değişimi tanımlarken peynir, müşterileri tanımlarken papatya resmi kullanıyorum. Zihin haritanızı hazırlarken siz de, en çok kullanacağınızı düşündüğünüz (kendinize özgü) her anahtar kelime için bir sembol (şekil, resim vb.) belirleyebilirsiniz.

4. Haritanızın tümünü inceleyerek alt başlıkları birbirleriyle ilişkilendirin. Çalışma yaptığınız kağıt üzerindeki tüm temel ve alt başlıkları gözden geçirin. Birbirleriyle ilişkili olanları tespit ederek, farklı renkte bir kalemle ilişkilendirin. Beyninizin, sizden bağımsız yaptığı iş de, bundan farklı değildir. Bu yöntemi kullanarak, beyninize yol gösterebilirsiniz. Bu bağlantılar, yeni bilgilerin anlaşılmasında yada planların yapılandırılmasında önemli görevler üstlenirler.

Bize Ne Yararı Olacak?

Bu bölüm, şu ana kadar yazmış olduğum bilgilerin yararlılığını halen sorgulayan şüpheciler için hazırlanmıştır!

Zihin haritası yöntemi ile;

1. Not tutarken, planlama yaparken ya da bir kitaptan önemli yerleri not ederken, sıradan insanlar gibi sayfalarca kağıda ihtiyacınız olmayacak. Çünkü tüm bunları tek bir sayfa üzerinde gerçekleştirebileceksiniz.

2. Konuları, kendinize özgü anahtar kelimeler, simgeler ve resimlerle ifade edeceğiniz için beyninizin sağ ve sol bölümünü birlikte kullanıyor olacaksınız.

3. Tuttuğunuz notları, yıllar sonra da hatırlıyor olacaksınız, hem de bütün halinde. (Sıradan not tutma yönteminde, bütünlük sağlanamaz ve hatırlama oranı üzerinden zaman geçtikçe azalır)

4. Hedeflerinizi belirlerken, konular arasında daha önce hiç fark etmediğiniz ilişkileri göreceksiniz.

5. Zamandan kazanacaksınız.

6. Bu yöntemi kullanmanın verdiği özgüveni hissedeceksiniz. Bu yöntemle çalışmaya başladığınızda, zihninizin nasıl yapılandığını daha iyi görecek ve yeni bilgileri beyninizin sağ bölümünü de kullanarak kaydetmeyi alışkanlık haline getireceksiniz.

7. Arkadaşlarınız arasında havanız olacak.




Yazan : Ergün Güler

17 Mayıs 2011

3 Sevgi Türü



Japon düşünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri.

"Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor Toyotome.
"Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz" diye soruyor. 
Sonra anlatmaya başlıyor.. 

"Sevgi üç türlüdür!.." 

Birincinin adı
"Eğer" türü sevgi!.. 

Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. 
Örnekler veriyor: 
Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim.
Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. 

Toyotome, 
"En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. 
Bir şarta bağlı sevgi... Karşılık bekleyen sevgi... 
"Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak 
vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar... 
"Nedeni ve şekli bakımından bencildir.
Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır." 
Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi
üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. 
Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,
hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve 
beklentilere giriyorlar. 
Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. 
Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. 

En saf olması gereken anne-baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. 
Yazar bir örnek veriyor. 

Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. 

Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. 
Delikanlı "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. 
Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. 
Çocuk da intihar ediyor. 

"Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı " diyor yazar. 
"Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.."

İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. 
"Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.

İkinci türe geçiyoruz. 
"Çünkü" türü sevgi.

Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: 
"Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır". 

Örnek mi?

"Seni seviyorum. 
Çünkü çok güzelsin(Yakışıklısın)."

"Seni seviyorum. 
Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki." ,

"Seni seviyorum. 
Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.." 

"Seni seviyorum. 
Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerler götürüyorsun ki." 

Yazar, 
"Çünkü" türü sevginin, 
"Eğer" türü sevgiye
tercih edileceğini anlatıyor. 

"Eğer" türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir
yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar, hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek
niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekileri sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. 

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. 
Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. 
Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. 

"O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor Toyotome...

 "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz." diyor.

Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var... 

Birincisi, 
"Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu. 
Tüm insanların iki yanı vardır. 
Biri dışa gösterdikleri. 
Öteki yalnız kendilerinin bildiği. 
"İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terkederlerse" korkusu buradan doğar. 

İkincisi de 
"Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.

 Japonyada bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış.Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı... Aynı kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız bir kaç ay sonra kahrından ölmüş... 

Japon yazar, "Toplumdaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür" diyor... 

Peki o zaman, 
gerçek sevgi, 
güvenilecek sevgi ne?

Ve işte sevgilerin en gerçeği!..

"Üçüncü tür sevgi benim 
"Rağmen"'
diye adlandırdığım türdür"
 diyor yazar. 

Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir. 

Güzelliğe bakar mısınız? 

Rağmen sevgi...

Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever. 
Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmaralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.. " 

Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. 
Bunlara "rağmen" sevilebilir.
 Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..

"Burada insanın, iyi, çekici, zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. 
Bütünüyle çok değersiz gibi görünebiliyor ama, en değerli gibi sevilebiliyor. 

Japon yazar 
"Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" 
diyor. 

"Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir." 

Bunu böyle olduğundan nasıl emin?

Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor.. 

"Şu soruma cevap verin" diyor. 

"Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?
Kendi kendinize "yaşamamın ne yararı var" diye sormaz mıydınız? 

Devam ediyor Toyotome...

"Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün... 
Dünya birdenbire başınızın üstüne çökmez miydi?
O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?" 

"Diyelim ki sıradan bir yaşamınız var... 
Günlük yaşıyorsunuz... 
Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?" 
diye soruyor ve yanıtlıyor: 
"Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da 
iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar." 

Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "rağmen"' sevgiyi...

"Bu gün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 
"rağmen" türü sevgiyi 
şu anda yaşıyor olmanız ya da 
bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." 

Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome...

"Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. 
Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var... 
Kimsede başkasına verecek fazlası yok" 
diye açıklıyor... 
Anlatıyor.

"Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. 
Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir"

Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?

Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar... 
Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. 
Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. 
Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. 
Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. 
Hani nerede?
Hepsi o...

Ve asıl çarpıcı cümle en sonda: 

"Dünyadaki en büyük kıtlık, 
"Rağmen" türü sevginin 
yeterince olmayışıdır!.."

10 Mayıs 2011

Şems'in 40 Kuralı

1. kural: Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.


2. kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir,akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun,omzun üstünde ki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil !


3. kural: Kur’an dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonra ki batıni manadır. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.


4. kural: Kainattatki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.


5. kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
Bırak kendini, ko gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

6. kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.


7. kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikati keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.


8. kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar.  Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.


9. kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.


10. kural: Ne yöne gidersen git, doğu,batı,kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.


11. kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Ssenden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.


12. kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.


13. kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı, hoca ,şeyh, şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.


14. kural:Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?


15. kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış birsanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.


16. kural:Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde belebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir , ne layıkıyla sevebilirsin.


17. kural: Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.


18. kural: Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb’ini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.


19. kural:Başkalarından saygı,ilgi ya da sevgi bekliyorsan önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.


20. kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.


21. kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi,hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek,kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.


22. kural: Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdimi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.


23. kural : Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı , kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir , ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadırne tefritte. Sufi daima orta yerde…

24. kural : Madem ki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzünde ki halifesi olduğunu hatırlayarak , buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

25. kural : Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an da burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

26. kural :  Kainat yekvücud, tek varlıktır. Herşey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti herkesin yüzünü güldürebilir.

27. kural : Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin herşey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

28. kural : Geçmiş zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu anın hakikatini yaşar.

29. kural : Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten,”ne yapalım, kaderimiz böyle”deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.

30. kural : Hakiki sufi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez.
Sufi kusur görmez kusur örter.

31. kural : Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bunda ki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise ,ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

32. kural : Aranızda ki perdeleri tek tek kaldır ki Allah’a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama !

33. kural : Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışında ki biçim değil içinde ki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

34. kural : Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.

35. kural : Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Allah’a inanmayan kişi ise içinde ki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

36. kural :  Hileden,desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan !

37. kural :Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı.

38. kural : Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım ? Diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa,yazık !
Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

39. kural : Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz.
Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

40. kural : Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde..

28 Nisan 2011

Temizliğin Ödülü

Adamın ev işlerinde aşırı titizliğiyle tanınan bir karısı varmış. Evdeki her toz zerresini kontrol etmekten, her mobilya parçasını, hatta bir köşede duran topraktan yapılmış tükürük hokkasını parlatmaktan daha iyi yapacak bir şey yokmuş. Fakat bütün bu ev işleri içinde kendini tamamen ihmal ediyormuş. Bunun sonucunda etrafta çok perişan şekilde dolaşıyormuş. Bir gün kocası uzun bir yolculuk sonunda eve döndüğünde, yolculuk boyunca yuttuğu tozlardan boğazını temizlemek için tükürme gereksinimi duymuş. Etrafa tükürebileceği kirli bir köşe bulmak için bakmış. Fakat herşey temizlikten pırıl pırıl parlıyormuş. Bu durumda karısının yüzüne tükürmekten başka yapabileceği bir şey kalmamış.

12 Nisan 2011

Sabile

Yıldırım Akbulut gazinoya gitmiş, “Efendim, beğendiğiniz parça varsa, okusunlar” denmiş, Akbulut, “Sabile’yi çok severim” demiş... Herkes birbirinin yüzüne bakmış şaşkınlıkla, “Efendim, o bahsettiğiniz şarkıyı bilemedik” demişler... Akbulut da “Nasıl bilmezsiniz yahu” diye sinirlenmiş, “Eller ayır sabile, yollar ayır sabile, yıllar ayır sabile!”

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More